Mucize Dediğin

“Rasgele patikalar ve duvarlar gibi gözüken bu yapılar, yukarıdan, daha kapsamlı bir perspektiften bakıldığında, çok ileri ve karmaşık bir otoyol sistemleri bileşimi olarak ortaya çıkıyor. Bunlar zengin bir uygarlığın temelinde var olmuş şeyler.

Mesele aslında şu; bir şeylere daha yüksek perspektiften baktığında, birbiriyle ilgisiz sandığın şeylerin aslında bağlantılı olduğunu görebiliyorsun. Bence bu bir mucize. Çünkü bak, mucize dediğin, baktığın şeyleri farklı bir biçimde görmeni sağlayan zihinsel bir değişimden başka bir şey değil. Bu tepeye çıkmakla, her şeyi yerdeyken olduğundan daha farklı görüyorsun. Hayatını yeni açılardan görmeye sürekli açık olduğun zaman, oluşmaktaki mucizeleri de görebilirsin. Ne kadar açık olursan, o kadar fazla, hayatın süresince karşılaştığın görünüşte ilgisiz şeylerin aslında çok daha geniş ve tutarlı bir sistemin parçaları olduğunu fark ediyorsun. İşte ben bunu mucize sayıyorum.” 

Ermiş, Sörfçü ve Patron (sf: 112-113 )

(Robin Sharma)

13 yorum yapıldı.siz de yorumlayın Temmuz 2nd, 2008

Hayatı Askıya Almak

Hayatlarımızı askıya aldığımız dönemler vardır… Ayrılıklar/boşanmalar bunların başında gelir; bir sürü şey, rafa  kaldırılır…

Hani ben de öyle bir dönemdeyim ya..! Dört buçuk aydır… Farkında olarak veya olmadan nasıl da birçok şeyi beklemeye alıveriyorum hemen…

*Tatile çıkmak lazım çocuklarla: Bekle, gerçekleşsin hele şu resmi boşanma… Daha rahat bir kafa ile gidersin (ne zaman bitecekse… o bitmeden biz gitmesek bari)

*Platon’un Devlet’ini okumalı bir an önce; aylardır  bekliyor: Yok yok, ağır gelir bu dönemde… Hele bir ayrıl; daha rahat bir kafayla okursun ( okursun okursun; mevtan kaldırılırken sırt üstü okursun artık)

*Çocuklara oda yapmak lazım; artık bunu hak edecek yaş ve olgunluktalar: resmi işlemler  bitsin hele, ondan sonra yaparsın… (sonra da çocukların ruhundaki boşluğu doldurursun artık)

*Sigarayı bırakmalı: Deli misin sen? Hem de bu dönemde… Asla kaldıramazsın ( bu evliliğin hala canına okumasına izin veriyorsun görüyorum da)

İngilizce öğrenmek, sürücü kursuna gitmek, Kuran bellemek vs. gerekli: Sonra sonra, boşandıktan sonra… (ya ya ya… hayat da senden boşanır belki bu arada…)

Ve ve ve ve… Bu hep böyle devam eder gider… Kendi ellerimizle kendi hayatlarımıza ipotek koyarız… Sonra da bir bakmışız aylar, belki de yıllar geçmiş; ve geçen zaman boşa gitmiş… Gökten üç elma düşmüş, üçü de askıdakilerin başına güm etmiş…

Teslim olmuşuzdur şartlara… Belli şeyleri yapmamaya bahane etmişizdir koşullarımızı… Zaten hep yapageldiğimiz gibi… (Güya) zor dönemlerimizde ertelediğimiz şeyler, bir bakmışız ki, yarattığı boşlukla bizi teslim almaya başlamıştır… Peki nasıl kapanacak o boşluk; yayılmış üstelik tüm bedene… Alışmış da artık ruh bahaneye… Ya çocukların ertelenen hayatları; onun telafisi nasıl mümkün olacak? İş içinde oluşan başka ve daha zor işler… Çık çıkabilirsen içinden!

İsterseniz siz, hayatınızın tamamını askıya alın… Beni ilgilendirmez… Ben hayatıma hiçbir şey olmamış gibi devam ediyorum (böyle yapmam gerekliliğini, ayrılığımın birinci ayında fark ettim) Hiçbir şey olmamış gibi… Hiçbir şey..!

Biliyorum ki… Ben, bana Allah’ın sunduğu hayata her daim ve şartta sahip çıkarsam ve kurban etmezsem onu zorluklara, bir saniyesini bile zorlukların izbe köşelerinde çürümeye bırakmazsam; Allah da bana çok daha iyilerini sunacaktır… Çok daha iyilerini… Bu böyledir…

Merak mı ediyorsunuz; çocukların odası çoktaaannn hazır, sigarayı bırakalı (yaklaşık) iki hafta oldu, Eflatun’un Devlet’ini okuyorum, tatilimize de çıkacağız yakında… Diğerlerinin ve burda yer vermediklerimin de eli kulağında!

Oh miss!!!

Hayat beklesin beni; benim onu beklemeye ne niyetim ne de zamanım var!

17 yorum yapıldı.siz de yorumlayın Haziran 25th, 2008

Sen, İnandığınsın

Kuyumcudan çıkıyoruz… Oldukça memnun bir ifade ile yanımdaki arkadaşıma:

Çok iyi bir esnaf… İkramda ve kibarlıkta üstüne yoktu… diyorum

Tabii canım tabii… Tutup da 2000 YTL lik alışveriş yaparsam elbette ikramda bulunacak ve kibarlık edecek… karşılığını veriyor.

“Kendi acımızı nasıl da kendi içimizde yaratıyor ve sonra buna uygun şekilde hareket edip, bundan dolayı da bir güzel başkalarını suçluyoruz” şeklinde içimde hızlı bir fikir beliriyor ve ardından derin bir iç çekip ben devam ediyorum söze:

Kuyumcunun gerçekten bu niyetle hareket ettiğini düşünsek bile senin bunu kabullenmen ve bu kabule göre düşünüp/duygulanıp hareket etmen ne kadar doğru..? Kendi içinde kendini layık gördüğün nokta bu mu; sen, yürekten ikram ve kibarlığa layık değil misin..? Ancak, yüksek miktarda alışveriş yaptığın zaman sana ikramda bulunulacağına, kibar davranılacağına inanırsan, kendi gerçeğin ve layığın olarak bunu görürsen, gerçekte de, yürekten nasıl ağırlanabilirsin ki..? (imkânsız yani)

Bırak, sen bilmem ne kadarlık alışveriş yaptığın için sana iyi davranılsın (üzerinde düşünme ve kimseye de söz etme bundan) Sen; sevildiğin, hoş bulunduğun için sana böyle davranıldığını düşün, buna inan ve bu duygu ve düşüncelerle hareket et (kendi içinde ve dışında çoğalt bu değeri… ilk başta inanmak ve sürdürmek zor gelse de) Göreceksin ki o tür insanları böyle varsaydığın ve kendini de bu tür (güzel) söz ve hareketleri hak ediyor gördüğün müddetçe, o insanlar sana gerçekten o niyetle yaklaşmaya başlayacak, sen de kendini nasıl görüyorsan, o görüşe/bakışa uygun yaşantıları kendine çekeceksin! (buna inan… ancak katıksız bir inançla bu işin nasılını öğrenebilirsin.)

Neyi hak ettiğine yürekten inanıyor ve bu inancını da içinde ve fiiliyatında yaşıyorsan, hak ettiğin senindir; sen, inandığınsın! Hak ettiğin şeyin, yaşamında olması gerekmiyor… Sen önce onu içinde oluşturursun; sonra o noktaya geleceğine inanırsın ve zihninde hep o noktada yaşar, o noktaya ait görüntüleri içinde hep canlı tutar, gerçek yaşamda da provalara girişirsin…

Sonrası mı..? Büyülü değişime hazır ol!

25 yorum yapıldı.siz de yorumlayın Haziran 19th, 2008

Tedbirin Böylesi

Tedbirimizi, henüz vukuat ortaya çıkmadan alma ve belki de hiçbir zaman ve şekilde zihinlerde yer almayacak gerçekliği zihne yerleştirme gibi garip bir özelliğimiz var…

On yedisindeki kızını, işlettiği pastanede, yanına, yardımcı olması için alan anne, kızına tembihlerini daha baştan sıralar:

–Müşterilerle, gerekli haller dışında konuşma, laubali olma… Mümkün olduğunca tezgâhın gerisinde dur; sarkıntılık etmeye, seninle diyalog kurmaya çalışanlar olabilir; alâkasız soruları geçiştir.

Kaba tabirle “eşeğin aklına karpuz kabuğu düşürme”, “uyuyan yılanı uyandırma” dır bunun adı… Henüz ortada olmayan bir sorunu olmuş, olabilir varsayarak bu tür tembihlere ve tedbirlere yönelmek, sorunun bedenlenmesi için gerekli zihinsel alt yapıyı hazırlamaktır…

Bir önyargı içine girilmeden ve art niyetli bir gözlemle hareket edilmeden izlense süreç… Ve sorun belirdiğinde müdahale ve tavsiyelerde bulunulsa; o zaman sürecin kahramanı kişi/kişiler de, hangi neden/ler/den dolayı böyle hareket edildiği konusunda daha bilinçli olacaklar ama… Yok işte…

Ortada hiçbir neden/sorun yokken tedbir almak, tembih ve tavsiyelerde bulunmak, sorunun ortaya çıkması için gerekli zihinsel alt  yapıyı hazırlamanın ve felakete başlangıç yaratmanın yanında, kendi üzerinden tedbir alınan kişide de “kendisine güven duyulmadığı” düşüncesini, önü alınamaz bir tedirginliği, bu tedirginliğin yaratacağı hataları, ilginin tedbir hedefine yönelmesini doğurur ki zaten sorunu fiziksel dünyaya taşıyan da, kişideki bu etkilerdir.

İşte bunun adı, düşüncenin fiziksel gerçekliğe dönüşmesi, içte olanın maddi evrende karşılık bulmasından başka bir şey değildir…

Her zaman dediğim gibi; içimize doğmaz, içimizdeki doğar hayata.

not: üç ay kadar önce kaleme aldığım bir yazı… paylaşmak şimdiye kısmetmiş (vardır bir hikmeti )

14 yorum yapıldı.siz de yorumlayın Haziran 14th, 2008

Acı Da Mutluluk Da Seçimdir

İnsan bir acıya -bile bile- razı oluyor veya o acıyı yaşıyorsa, ta derinlerine konuşlanmış bir duygu ile bunu hak ettiğine inanıyor, böylelikle -bir bakıma- kendini -en azından kendi gözünde- temize çıkarmaya çalışıyordur… Tam da bu yüzden, acıyı yaşaması/acının kendini bulması tesadüf değil, -bilinçsiz- bir seçim(i)dir

Kendimizi hak ediyor olarak görmek ve buna uygun şekilde düşünüp, duygulanıp, davranmak… İşte bizi hak ettiğimiz konuma taşıyacak olan anlayış.

Acı da, mutluluk da -bilinçli veya bilinçsiz- bir seçimdir; tesadüf ve/veya yazgı değil!

Eğer yüreğimizin derinlikleri; mutluluğu, huzru, neşeyi hak ettiğine inanmıyorsa, mutlulukla asla buluşamayız…

O halde inelim..! İnelim yüreğimizin derinliklerine ve ordaki duygularımızla yüzleşip  teslim olalım ona ki, çekebilelim mutluluğu kendimize, çekilebilelim mutluluğa doğru!

10 yorum yapıldı.siz de yorumlayın Haziran 12th, 2008

Sadece İnan

Sonucu baştan görmek ve gittiğin yolun doğru yol olduğuna ilişkin mantıklı açıklama ve açılımları öğrenmek mi zorundasın..?

Güven…

Sadece güven ve inan…

Karanlığı dağıtan ve önüne istediğin yaşamın kapılarını aralayacak olan anahtarlar bunlar: güvenmek ve inanmak..!

Bırak eleştiriyi, sorgulamayı; bırak mantık aramayı, bırak anlamaya çalışmayı; sadece teslim ol ve yürü..!

Alışılmış bir yöntem olmasa da bu yaptığın, hislerine ve derinlerindeki iç sese kulak vermek ve, sadece inanarak ve güvenerek ilerlemek zorundasın…

Başladın artık yürümeye; yok geri dönüşü…

Kolay gelsin..!

5 yorum yapıldı.siz de yorumlayın Haziran 9th, 2008

Önceki Yazı


Yazı Takvimi

Temmuz 2008
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Haz    
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031  

Kategoriler

Bağlantılar

RSS(besleme)



Clicky Web Analytics