Yanlış Açılar ve Dindar Kadınlar

Özellikle son on yıldır yaşanmakta olan laik-dindar kadın kutupsallaşma-sında, her iki taraf da kendi toplumsal projelerini üretememe noktasında zarar gördü ve görmeye devam ediyor. Laik kanadın içinde yer alan kadınlar, kendi toplumsal projelerini üretmek yerine; müslüman kadınların kamusal alanda yer almamaları gerektiğine dair zaman zaman kendi söylemleriyle(kadın hakları) ters düşen açıklamalar yaparak, “erkek otoritesini pekiştirdiğini söyledikleri” Cumhuriyet ilkelerinin en hararetli savunucusu oldular.
Diğer taraftan dindar kadınlar da, laikler tarafından kendilerine yöneltilmiş eleştirileri sürekli değilleme yoluna giderek, bağımsız proje üretmekten yoksun kaldılar. Bu yoksunluktan dolayı, kamuoyu dindar kadınların ne yapmak istediğini net olarak öğrenemedi. Esasen, dindar kadınların önemli bir kısmı da, ilkeleri belirlenmiş bir dünya tasavvurunun(malesef) taşıyıcısı değildir. Pek çok dindar kadın kendi durumunu; “başörtülülerin de horlanmadan kamusal alanda yer alması” noktasında idrak etmektedir.
Kendini bu noktada idrak ediş, laik söylem tarafından yöneltilen eleştirileri, değilleme yoluyla reddediş noktasında tıkanmaktadır.
p(laikler): Müslüman kadınlar hür değildir, erkeklerin baskısı altındadır.
p)müslümanlar): Müslüman kadınlar hürdür. Müslüman erkek, müslüman kadınların hayatına karışmaz.
P’nin değillenmiş mantığı karşı tarafın tahrikleri sonucunda gittikçe daha fazla içselleşme sürecine tabii tutulmaktadır. Laikler, olumsuz özelliklerle yüklü standart müslüman kadın ve standart müslüman erkek tiplemesi çizerken; müslümanlar da bu olumsuz tiplemeye adeta mükemmel bir prototiple karşı koyma gayreti göstermektedir. Fakat buradaki “mükemmel” karşı tarafın mükemmel anlayışına uygun şekilde tanımlanmaya çalışılmakta ve dolayısıyla bu tanım, bünyesinde bir takım çelişkiler barındırmaktadır. Ne var ki, bu çelişkiler üzerinde yoğunlaşılmadığı için karşı tarafın “yine mi takiyye” suçlamasına maruz kalınmaktadır.
Mesela dindar kadınlar, laikler, onların kamusal alanda yer almalarını istemedikleri için; nasıl ve ne şekilde olursa olsun kamusal alanda yer alınması gerektiği şeklinde hatalı bir tavrı benimsemektedirler. Rejimin şekilci dayatması, müslümanların da şekil içine hapsolarak, ilkeleri konuşmalarını engellemektedir. Bu noktada ilkeler üzerinde derinleşilmesi yerine, dindar erkekler tarasından kaleme alınmış dindar kadınları suçlayan, toptancı yaklaşımlar gündeme gelmektedir.
İki tarafın da aynı düzleştirici mantıktan yola çıkması, sosyal hayattaki diyalog ve etkileşim imkanlarını ortadan kaldırdığı kadar, her iki camianın kendisine de doğrudan zarar vermektedir. Bütün laikler ve bütün müslümanlar bir an için karşı tarafın hiçbir taarruzu olmadığını düşünerek kendi toplumsal projelerini üretmek zorundadır. Bu, düşünüldüğü zaman görülecektir ki, esasen kutuplaşma iki tarafın farklı toplumsal projeleri olduğu için değil; iki tarafın da “henüz” bir toplumsal proje geliştirememesinin verdiği ezklikten kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla taraflar birbirlerini, kendilerinde varolan projeler için ikna etmek üzere mücadele etmek yerine; projelerin varolmadığının anlaşılmasını engellemek üzere kutupsallaşma içine girmektedirler.
………………..
Fatma K. Barbarosoğlu—->İmaj ve Takva adlı kitabından alıntıdır (sf. 142-143)
10 yorum yapıldı.siz de yorumlayın Nisan 12th, 2007