Archive for Ocak, 2008

Zayıf yönlerini yok et…
Birileri yok etmeden, hayat yok etmeden, kullanılmadan aleyhine; zayıflıklarını sen yok et!
Her şey vazgeçilebilir olsun; vazgeçilebilir olmak bile!
Yoo; kimseye oyun oynama, güçlü durmaya/gözükmeye, zayıflıklarını belli etmemeye çalışma; açık verirsin… Nereye kadar oynayabilirsin ki..?
Gizleme, oynama; İNAN ve YOK ET…
Go get Adobe Flash Player!
[Müzik eşliğinde oku: Rüzgarın Şarkısı: Nurettin Rençber-yüklenmesi biraz zaman alabilir-]
not: artık tatil zamanı… zaten hergün eklediğim yazılarla burası çok hareketlilik yaşadı; biraz da sessiz kalsın, dinlensin bloğum…
Ocak 27th, 2008

Bu adresime taşınalı henüz bir ay bile olmamışken, sanki aylardır, hatta yıllardır, burada gibiyim…
Aslında hiçbir şeyden kolay kopamayan ve emek verdiği, zaman harcadığı yerleri/kişileri geride bırakmakta oldukça zorlanan bir insanım ama her nedense, blogger‘i hiç aramıyorum… Tıpkı ondan önce de blogcu‘yu aramadığım gibi… İkisi de şimdi çok yabancı bana…
Neden acaba…?
Belki de geçmişe özlem duymama‘ mın nedeni, giderken her şeyimi yanımda götürmemdendir; resimleri ile birlikte yazılarımı, yorumlarımı, arkadaşlarımı…
Sıfırdan başlamak oldukça zor gelir insan psikolojisine… Gerçi çıktığım basamakları bu taşınma ile (iki defa) yeniden çıkmak zorunda kaldım ama yanımda taşıdıklarımla birlikte eski konumuma ulaşmam ve yeni yerime alışmam çok da zaman almamıştı… Şimdi de öyle olduğu gibi… Bunu hesaba katmamıştım gerçi ilk taşınmamda ama, ilk taşınmamın ardından her şeyi yanıma almanın faydalarını fark edince, ikinci defa taşınmamda, her şeyi yanıma almak istemem’deki niyetim birincisi kadar saf olmadı…
Geçmiş’in insana ne kadar güç verdiğinin kanıtları idi yaşadıklarım… İnsanı ayakta ve zinde tutan, geleceğine daha emin, güçlü ve hızlı adımlarla yürümesini sağlayan bir şeymiş geçmiş…
Belki de geçmişi aramak duygusunun, semtime bile uğramamasının ve yeniye bu kadar çabuk alışıp, bu kadar sıkı sarılmamın nedeni; biriktirdiklerimi, kazanımlarımı… yanımda taşımam ve geçmişin verdiği güç ile günümü dolu dolu yaşamamdandır.
Belki de…
Ocak 26th, 2008

kızlarım kavgaya tutuşurlar ve Asya (2.5) ablasına (3.5) -burnunu kırıştırıp, kelimenin de üstüne basa basa- koyverir küfürü:
–eşşek, eşşeksin sen eşşek!
–anneeeee, Asya bana eşşek diyooooorrr!!
annemiz:
–aaaa, Asyaaa, ablaya öyle denir mi kızıııımmm? Çok ayııpp, çokk… ablan o senin!
ve ben devreye girerim, yine üslupta bir hata yakalar alıcılarım
–ya kime öyle denir? ablaya ayıp da başkalarına caiz mi yani? şimdi bu sözün üzerine Asya ablasına küfretmemesi gerektiğine inanacak ve bu vb. küfürleri ablasına karşı bir daha kullanmayacak ama küfrü, kimseye etmemesi gerektiğini bilmeyecek… tutup Ömer’e (komşunun beş yaşlarındaki oğlu) edecek belki de… küfrün sadece aile içinde değil, her yerde ve herkese karşı kullanılmasının yanlışlığını anla-ya-mayacak. Bu yaptığın, çocuklardaki küfür sorununu ancak aile içinde çözebilir. (o da çözerse…)
Annemiz:
–“aaaa, Asyaaa, küfür edilir mi kızım; çok ayıp! kimseye söyleme böyle bir daha.”
ve gözlerini bana dikerek kötü kötü:
–oldu mu şimdi …becerebildim mi..?
–ben odama geçeyim biraz… görüşürüz!
(bu kadın beni öldürecek…
ne desem, nasıl desem batıyor bu sıralar… var ortada bir hata ama, onu da yakalar alıcılarımız bir gün
)
not: Lütfen yorumlarınızı sadece, samimi bir şekilde yazının içine yerleştirdiğim, yan konu üzerinden yapmayın… ben sadece sıcaklık katmak istedim yazıya.
Ocak 25th, 2008
Previous Posts