Archive for Şubat, 2008

Bir şeye ihtiyaç duymak, ihtiyaç duyduğumuz şeyin de varlığının kanıtı mıdır?
Yemeye-içmeye ihtiyaç duyarız ve bu ihtiyacımızı giderecek kaynak doğada mevcuttur… Sevmeye ve sevilmeye ihtiyacımız vardır ve seveceğimiz şeyler de mevcuttur doğada… Barınma, seks, birlikte/bir arada yaşama ihtiyaçlarımız için de geçerli aynı şey…
Ve sığınma ihtiyacı…
Zor anlarımızda birilerinin koruyuculuğuna, desteğine, tesellisine ihtiyaç duyarız… Yanımızda kimsenin olmadığı ya da hemtürlerimizin desteğinin yetersiz kaldığı durumlarda ise -varlığını nesnel bir şekilde algılayamasak da- daha yüce bir varlığın olduğunu hisseder ve O’na sığınırız…
Bu durumda şunu diyebilir miyiz: çetin koşullarımızda Allah’a sığınma ihtiyacını duyumsamamız ve de sığınmamız, O’nun varlığının da bir kanıtıdır… İhtiyaç varsa ortada, ihtiyaç duyulan şey de -görünmese bile- gerçektir.
Hııı?
Diyebilir miyiz?
Şubat 29th, 2008
Basit bir ruh, mutluluk ile bulunur,
Felaketlerle de yere serilir…
Demiş Epicure… Doğru demiş…
Yaşadığım ve daha da yaşamaya devam edeceğim bu boşanma süreci, ruhumun basitliğini/dayanıklılığını görmem ve geliştirebilmem için iyi bir fırsat oldu.
Kendimle olan iletişimim oldukça iyidir… Bu süreci mümkün olduğu kadar kolay sürdürmem de bu yönümün payı büyük…
Tabii bir de inancım… Geçen yıl bu zamanlar olmayan inancım… Dinî inancım olmasa idi herhalde bu süreci çok daha zorlu ve hatalı yaşardım; Allah’a sığınmak, O’ndan yardım istemek, namaz aracılığı ile bu yakınlığı arttırmak; dayanıklılığımı pekiştirip beni doğru olanda tutarak yanlıştan daha bir uzaklaştırıyor… (inancı olmayanlar yanlış anlamasınlar ama Allah’a sığınmak ve namaz kılmak gerçekten insana çok daha az hata yaptırıyor…)
Şükürler olsun…
Ruhum ve bedenim şimdi daha bir ayakta ve daha bir sağlam… Yakında çok daha iyi olacağımı biliyorum…
En kısa zamanda yazılarınızı okuyup yorumlayacak dikkati ve ilgiyi kendimde bulacağımı sanıyorum… Gösterdiğiniz yakınlıktan dolayı çok teşekkür ederim… Özellikle çocuklarım için dualarınızı hiç eksik etmemenizi rica ediyorum…
Şubat 22nd, 2008

Boşanma ile birlikte ister istemez depresif hallerin içine dalıveriyorsunuz… Orada yaşaması kolay değil; çıkmaya ve kendinizi dinç ve neşeli tutmaya çalışıyorsunuz…
Kendinizi dinç ve neşeli görmek ve göstermek tuhafınıza gidiyor; aileniz parçalanmış ve neşeli olmayı/gözükmeyi kendinize yakıştıramıyor, o neşeli ve dik halinizden suçluluk duyuyor, üzülmeniz, üzgün gözükmeniz gerektiğini düşünüyorsunuz.
Başkaları da sizin için benzer şeyleri düşünüyor…
Bu psikoloji ile buhrana doğru tekrar -yarı bilinçli yarı bilinçsiz- adım atıyorsunuz… Olmuyor… Bir şekilde ayakta durmanız ve mücadelenizi vermeniz gerektiğine kanaat getiriyorsunuz… Kendinizi bırakmış görmek ise hem kendi gözünüzde hem de başkalarının gözünde “acıma” duygusu oluşturuyor; bu duyguyu da kendinize yakıştıramıyorsunuz.
Sonra…
Sonra yine aynı şey… Bu sefer yeniden neşeli olmaktan ve görünmekten kaçıyorsunuz üzüntü boyutuna doğru…
Feci bir gel-git; bu, bir duyguda kalmamaktan daha tehlikeli… İnsanı iyice dengesizleştiriyor, yıpratıyor…
Karar vermeniz ve; ya dinç, dik hali (kim ne derse desin, isterse kendinize yakıştırmayın) ya da hüznü, üzüntüyü seçmeniz lazım…
Bu ikisinden biri, gel-git hallerden çok daha iyi…
not: amirlerimin ve bazı öğretmen arkadaşların yoğun isteği üzerine istifa dilekçemi dondurdum… böylesi bir zamanda verdiğim istifa kararının sağlıklı olmadığını dile getirdiler ve beklememi tavsiye ettiler… bunun yerine şimdilik uzun süreli bir rapor aldım…
Şubat 19th, 2008
Previous Posts