Archive for Kasım, 2008

Bir insanda zaten bulunmaması gereken bir vasıf, o insanı tanımlamada ve övmede kullanılabilir mi?
-İçkisi yok, kumarı yok, kahvesi-lokali yok… Karı-kız ayağı yok, yalanı-dolanı yok…
-Peki o zaman nesi var..?
-…………………….
-Evet nesi var?
-……………………
Kasım 27th, 2008

Go get Adobe Flash Player!
Umudunuzu, güveninizi ve inancınızı besleyen Yaradan değil de, sebeplerse; şüphe, umutsuzluk, kaygı ve korkuyu bir bütün olarak ya da parça parça yaşamaya hazır olun…
Kendinizden ve/veya sebeplerden alacağınız güç sizi ne kadar ayakta tutabilir, nereye kadar götürebilir… Sınırsız bir güce dayanmayan gücünüze ne kadar güvenebilirsiniz; üç gün, üç ay, üç yıl…
Sonunda…
Tükenişler, ruhunuzun dağılıp paramparça olması, işleyişi dibe vuran zihin ve egonun karanlık çıkmazlarına hapsolan ahlâk…
Kendi gücümüze güvenip, sığınmak…
O güçten medet ve sonuç ummak…
Daha da hazin olanı, gücün (başarı vs.olarak) dışa yansımalarını kendimizden bilmek…
Gaflet… Sadece acıtan bir göremeyiş, duyamayış, hissedemeyiş…
Allah’ım; kaldır mühürleri duyularımız üzerinden!
Anla ve özümse ey ruhum, yüreğim; güç ve kuvvet yalnız ve yalnız, azim olan Allah’tandır… Anla; hüküm, O’na aittir. Ve yine anla; sen sadece o gücün emanetçisi, hükme uzanan yolun yolcususun!
Kasım 23rd, 2008

Go get Adobe Flash Player!
Müzik arşivimdeki bin beş yüzün üzerindeki müzik parçasına elveda ettim az önce… Artık bana göre değiller; havamı bozuyorlar… Hiçbirini dinlerken, şu anki kendimi bulamıyor, yaşayamıyorum…
Şiriin!
Hani geçenlerde yazdığın mesajda “Leman Sam’ın en sevdiğin albümünü dinliyorum” demiştin yaa; artık sevdiğim yalnızca Allah ı zikir, O’na ibadet ve tefekkür anlarımda içime dolan ilahi huzurun melodileri… Çöpe gitti artık Leman Samlar, Zuhal Olcaylar, Yıldız Tilbeler… Zülfü Livaneli, Naşide Göktürk, İlkay Akkaya, Feridun Düzağaç, Nurettin Rençber Bülent Ortaçgil, Ezginin Günlüğü, Düş Sokağı Sakinleri, Nilüfer, Nazan Öncel, Teoman, Umay Umay, Şebnem Ferah, İlhan İrem, Aşkın Nur Yengi, Yeşim Salkım, Sezen Aksu, İlhan Şeşen, Gülben Ergen, Mirkelam, Fikret Kızılok ve sayamadığım diğerleri YOK ARTIK…
Yabancı şarkı listem de öyle…
Sadece enstrumantaller kaldı; onları da yakında gönderirim herhalde…
Bazılarını çöpe göndermeden önce şööyle bir dinledim… Bir zamanlar en sevdiklerimi… En çok dinlediklerimi… Bilirsin… Elim zor gitti “sil” seçeneğine; ne kadar da işlemiş içime… Nasıl da hüzün ve vazgeçiş acısı yaşadı içim o an… (ama nefsimin yaşadığı bu acı görülmeye değerdi; akabinde pek de mutlu oldum… peekk!!! )
Bu müzik sanatçılarını ve şarkılarını çok sever, çok çok sever, kaliteli bulurdum… Dinlemek kendimi özel ve iyi hissettirirdi… Sen de çok beğenir ve özel bulurdun… Benle birlikte sevdin onları… Benle özdeşleştirdin… Hatta son aylarımızda ben daha çok enstrumantal dinlemeye başlayınca ve benle özdeşleştirdiğin müzikleri benim dinlemediğimi görünce sık sık sorardın: neden artık o müzikleri dinlemiyorsun? Sanki bu, senin yüreğinde, aramızı açan ve seni benden koparan şeylerden biri olmuştu… Çünkü sana göre ben o müziklerdim ve artık dinlemiyordum… Ben, değişmiştim senin gözünde… Sen beni o müziklerle birlikte sevmiştin adeta… “Müzik yoksa, sevmek de yok” dercesine açmıştın zaten açık olan arayı yüreğinde iyice… Bunu sana hiç sormamıştım ama hep güçlü bir şekilde hissetmiştim… Heep!
Yok artık Şirin…
O “kaliteli sanatçılar” ve “kaliteli şarkılar” yookk!!!
O ben de yokum…
Kasım 21st, 2008

Allah’ım bağışla beni; daha akıllıca, daha dikkatli ve cesur düşünüp hareket edebilseydim, beni dolandıramayacak ve böyle büyük bir günahın içine gir(e)meyecekti… Onu bir yerde bu günahı yaşamaya ben ittim; bağışla beni, bağışla Allah’ım…
Kasım 19th, 2008

Go get Adobe Flash Player!
(müzik eşliğinde oku: rüzgârın şarkısı)
Başkalarına karşı nasıl /davranman gerektiğini düşünüyor ve bu düşünceye uygun/ hareket ediyorsan, kendine de öyle davran… Herkese gösterdiğin anlayış, sevgi, saygı, hoşgörü, tolerans, güven, tatlı dil ve affediciliği… kendine de göster…
Sen‘in de senin üzerinde hakkı var…
Sen‘in de bir canı var…
Sen, sadece sana ait değil…
Kasım 17th, 2008

Bazen düşünüyorum: yürüdüğüm kaldırımda yanımdan, karşımdan geçen insanların hangileri bu şehirde, ülkede, dünya da gerçek bir yaşama sahip? Yani acaba, hiç tanımadığım bu insanlar, sadece (benim yaşamım için hazırlanmış) birer görüntüden ve yaşam kompozisyonumun bir parçasından ibaret olabilirler mi? Hangileri benim gibi bir eve, aileye, işe vs. sahip? Yoksa duyularımın kapsamından çıktıkları anda varlıkları da sona mı eriyor? Ben şahit olmadan yiyip içiyorlar mı, kitap okuyup tv. izliyorlar mı? Saçlarını tarıyorlar mı? Onların dünyadaki varlığından, (ve irtibat halinde olup, yaşamımın bir parçası olanlardan) benim varlığımla irtibat halinde olmaları dışında, nasıl emin olabilirim?
Kasım 13th, 2008
Previous Posts