Acı Da Mutluluk Da Seçimdir
Haziran 12th, 2008
Yazının Yer Aldığı Kategori: Ayrıntı, Felsefe, Sayıklamalar

İnsan bir acıya -bile bile- razı oluyor veya o acıyı yaşıyorsa, ta derinlerine konuşlanmış bir duygu ile bunu hak ettiğine inanıyor, böylelikle -bir bakıma- kendini -en azından kendi gözünde- temize çıkarmaya çalışıyordur… Tam da bu yüzden, acıyı yaşaması/acının kendini bulması tesadüf değil, -bilinçsiz- bir seçim(i)dir
Kendimizi hak ediyor olarak görmek ve buna uygun şekilde düşünüp, duygulanıp, davranmak… İşte bizi hak ettiğimiz konuma taşıyacak olan anlayış.
Acı da, mutluluk da -bilinçli veya bilinçsiz- bir seçimdir; tesadüf ve/veya yazgı değil!
Eğer yüreğimizin derinlikleri; mutluluğu, huzru, neşeyi hak ettiğine inanmıyorsa, mutlulukla asla buluşamayız…
O halde inelim..! İnelim yüreğimizin derinliklerine ve ordaki duygularımızla yüzleşip teslim olalım ona ki, çekebilelim mutluluğu kendimize, çekilebilelim mutluluğa doğru!
Yazının Yer Aldığı Kategori: Ayrıntı, Felsefe, Sayıklamalar
10 Yorum Yapıldı Siz de yorumlayın
1. Ay-sima&hellip | Haziran 12th, 2008 at 12:49 pm
Hiç birşey tesadüf degil, inancımız bu! tesadüf yok, tevafuk var.
Şu durum beni gerçekten üzer, bizler geregi kadar düşünmeden bir şeyi yapmaya kalkarız ve bunun sonucu başımıza bir olay gelir, daha sonra bunun getirisi olarak canımız yanıp huzurumuz kaçar, bu defa fevaran edip başlarız biz bunu hak etmedik, niye bu bizi buldu… daha sonra başka birşey buluruz kaderimiz böyleymiş, şuçu Mevlaya yıkmak ! İnsan hiç mi utanmaz? Külli ve cüzi iarde var bizim yanlışlarımızla, düşünmememizle, hatalı davranmamızla başımız agrımış ve imtihan olmuşuzdur. Suçlu arayacaksak o suçlu kendimiziz başkası degil. Yazgı kader felan diye Mevlaya suç isnad etmeyelim.
Selam ve dua ile
2. Kayra&hellip | Haziran 12th, 2008 at 10:10 pm
Zaten herşey bizim elimizde.İstersek acıdan da elemden de mutluluk verici sonuçlar çıkarabiliriz.
“Bana anlatılan bir hikaye vardı.Hemen aktarmak istiyorum.”
dedim.Ama baktım ki hikaye uzun geldi.Yazdığım kısmı silip google’de aradığım hikayenin adresini ekliyorum.
buyrunuz burdan okuyunuz
3. şeyma kara&hellip | Haziran 13th, 2008 at 10:41 am
önce hak etmek lazım dıyorsun
aslında bence hepsı baska baska ınsan hem huznu hemde mutlulugu aynı donemde tadabılır kı zaten ne yaparsak yapalım neyle yuzlesırsek yuzleselım arınmak mumkun degıl
____________________
mutlu guzel saglık ve ask dolu bır hafta sonu dılıyorum
kendınıze ıyı bakın efendım :))))
4. Berceste&hellip | Haziran 13th, 2008 at 11:56 am
Kaderi ve iradeyi şuna benzetmek mümkün :
Siz bir otobüstesiniz ve size “Bu otobüs İzmir’e gidiyor” deyip ekliyorlar “Dilediğiniz yere oturabilirsiniz. ‘Seçim’ sizin…”
Yani otobüsün İzmir’e gideceğini kabul etmek, ona inanmak gerekir. Keza siz koltuk seçiminde özgürsünüz! İster en önde ister en arkada isterse ayakta seyahat edebilirsiniz. ‘Seçim’ sizin…
Biz hayatımızdaki tüm iyi veya kötü olayları yazınızda da bahsettiğiniz gibi kendimize çekiyoruz. Yani bunları isteyen bizleriz.
İşe giderken önüme üç yol çıktı. Dilediğimden gidebilirim. Bunda özgürüm! Gizli bir güç beni arkamdan itekleyerek soldaki yola yönlendirmiyor!
Fakat şunu aklımdan çıkarmamam gerektiğini de bilirim. Sol yoldan gitme isteğim kendi irademin, oradan hızla çıkan arabanın bana çarpması da benim irademin dışındaki “Küllî irade”nin bir sonucudur. Ben arabanın çarpmasının sonucu yaralanırım ve buna sabrederim ve kendime pay çıkarmam, kızmam. Bu durumu yaratanı bilirim. Olay beni aşmıştır.
Bu iki durum arasında çok ince bir nüans vardır. Bunu iyi gözlemlemek lazım.
Bir de yazdığınız konu tümüyle bilinçaltı ile ilgili. Hepimiz bilinçaltı ve bilincin çatışması içerisindeyiz. Genellikle psikolojik rahatsızlıklar da (Az Seçilen Yol kitabından alıntı yapıyorum) bilinçaltı ile bilincin birbiriyle doğru bağlantı kuramamasından kaynaklanıyor. Bilinçaltı “Suçlu sensin! Ömrün boyunca yattın, çalışmadın!”, bilinç ise “Kaderde fakirlik de varmış. Mevla böyle istemiş.” der. Bu bir kaçıştır, kabul etmemek ve kendini suçlamaya karşı yine kendini savunmaktır!
Hepimizin gerçekten gerçek bir şekilde yaşaması dileğiyle…
Selamlar, sevgiler…
5. Arzu-hal&hellip | Haziran 13th, 2008 at 12:06 pm
Ben hüznümde bulurum mutluluğu. Gözyaşlarımda.
6. Nihat Demirkol&hellip | Haziran 13th, 2008 at 3:21 pm
Berceste:
seçimlerimiz konusu cidden daha karmaşık… şöyle anlatmaya çalışayım…
çoğu zaman özgür irademizle seçim yapmıyoruz… içimizde yaşayan (negatif) duygular, kendilerini yok etmek için, uygun yaşantıları kendilerine çekiyorlar ya da o duyguların yok olması/nötrleşmesi için Yaradan uygun yaşantılar yolluyor…
hazmedemeyen, sabırsız, kıskanç, güvenemeyen özelliklerimizin olduğunu düşünün… bu duygular bizlerde var ve de yaşıyorlar içimizde… ve bir şekilde de hazmadememenin yerini kabullenmeye, sabırsızlığın/aceleciliğin; sabra/sukunete, kıskançlığın; sevgi ve güvene bırakması gerekiyor yerini…
bunları özel çabalarımızla halledemediğimizde ise, bu duygularımız, kendine uygun görüntüyü/yaşantıyı, yaşamımıza çekecektir veya yaradan (aş bunları demek istercesine) bizi buna uygun seçimlere yöneltecektir…
biz farkına varmadan, en derindeki bu duygularımızın etkisi ile, sabretmemiz, hazmetmemiz, güvenmemiz gereken bir seçim yaparak, bu duygularımızı (kıskançlık, kabullenmememe vs.) yaşamak zorunda kalırız; hiç sevmediğimiz şeyleri…
ama eğer yaptığımız seçimdeki amacı farkedersek, bu konuda bilinçli hareket edersek; bu yönde her şey çok daha kolay olur… bu duyguları aşarak, bir daha önümüze böyle yaşantıların çıkmasını engelleriz… yok eğer, halâ hazmedemiyor, kıskançlık ve güvensizlik gösteriyor ve sabırsız/aceleci davranıyorsak, Yaradan her defasında daha şiddetli ve acı verici bir imtihanı bize gönderecektir…
bilmem anlatabildim mi? (biraz karışık gibi ama kendi yaşamınız üzerinden örneklerle daha net anlayabilirsiniz)
yani hiçbir şey tesadüf değil; bizler, bizde olmayan (olumsuz) bir duyguyu bize yaşatacak hiçbir şeyi asla yaşamayız… o yüzden napıp etmeli, gerekiyorsa yüreğimizin derinliklerine kadar inerek, tüm olumsuz duygularımızla yüzleşmeli ve onların varlığını kabullenip, yerine sevgiyi koymalıyız…
çok teşekkürler!
7. Aybike&hellip | Haziran 13th, 2008 at 8:39 pm
Sevgili Nihat’cigim,
Yazilarina goz gezdirdim de simdi, hala bir karamsarlik ve umutsuzluk hissettim. Biraz silkelenip kendine gelme vakti coktan gelmis diyorum. Al kitabini ve soguk bir icecegini, git deniz kenarina, kafa dinle…..
Ustteki yazi ile ilgii olarakda: ben her zaman insanlari yasadiklari seyleri, onlarin cabalari sonucu oldugunu dusunurum. Tesadufe ve sansa cok inanmam, insanlar kendileri yaratilar. Olan iyi ya da kotu seyler insanlarin kendi cabalari ve istekleri sonucu gerceklesir. Dogru ya da yanlis ama ben buna inaniyorum. Allah hepimize akil vermis, onu iyi sekilde kullanmak bizlerin elinde..
sevgilerimi gonderiyorum, kendine iyi bak diyorum. Umarim yeni yasantina alisabilmissindir.
nihat demirkol: iyiyim aslında… ama bu iyiliğime rağmen biraz karamsarlık ve ümitsizlik de yok değil evet… henüz dava sonuçlanmamışken, bu kadarcık karamsarlık ve ümitsizlik taşımamı ve bunu çeşitli şekillerde çevreme yansıtmamı da doğal buluyorum…
aslında kendi yaşamıma haksızlık ediyorum biliyorum; büyük içsel değişimler geçirdim ve bambaşka ve (kendi gözümde) çok daha harika bir hale evrildim, iki çocuğum yanımda; anam da bizimle beraber, sürekli okuyorum, ilk ayımdaki buhran ve derin ümitsizlik ve karamsarlık inanılmaz azaldı, her şeye rağmen doğru düşünüyor ve doğru hareket edebiliyorum; ahlaki değerlerim dimdik ayakta…vs… buna rağmen neden hala ümitsizliğe kapılırım anlamıyorum; şükredecek daha onlarca şeyim varken… evet, bu anlamda şükredecek şeylerime odaklanma ve az da olsa ümitsizliklerimden ve kara düşüncelerimden kurtulmak zorundayım… nankörlüğün alemi yok de mi
yazı ile ilgili düşünceniz: evet, ben de, yazıda da belirttiğim gibi, tesadüfe inanmıyorum… yaşadıklarımız ya bilinçli çabalarımızın ya da biz de gizlice veya aşikar yaşayan ve sistemimize iyice yamalanmış duygu ve düşüncelerimizin sonucu olarak ortaya çıkıyor ki bunları da temizleyip y erlerine daha güzel duygu ve düşünceleri koymak da bizim elimizde yine (biraz sabrımız varsa tabii)
çok teşekkür ediyorum… çok çok sevindim yorumunuza!
sevgiyle kalın!
8. HErgunSince1983&hellip | Haziran 14th, 2008 at 1:30 am
Melankoli olsa gerek bu durum.
İnsan acı çekmekten de zevk alıyor bence.
Zevk aldığı için hüzünleniyor.
Çünkü başlı başına arabesk şarkılar var mesela insanı hüzünlendiren.. Şiirler var mesela..
nihat demirkol:
acı çekmeyi istemek, zevk gereği değil, bir zorunluluk sonucu ortaya çıkan bir şey bence… içimizde acıya denk düşen suçluluk, pişmanlık, güvensizlik, kabullenememe vb. gibi duygu ve bu duyguları destekleyen yaşanmışlıklar varsa, insan ister istemez bir acıya/hüzne doğru sürüklenir bulacaktır kendini… bu, en derinlerdeki duygularımızın veya bilinçaltımızın; kendi gerçekliğini yaratma çabasıdır… bundan da kurtulmanın yolu ne oturup ağlamak ne de arabesk şarkılar dinlemek filan… bundan kurtulmanın yolu onlarla yüzleşmek, kendimizi onlara teslim etmek, onların getirdiği zihinsel ve/veya fiziksel acıları yaşayıp akabinde tevbe ve istiğfarda bulunmak… mümkün olanı, fiziksel alemde telafi yoluna gitmek ve o duygu ve yaşanmışlıklardan kurtulmanın çarelerini aramak…
çok teşekkürler!
9. E. Ali&hellip | Haziran 17th, 2008 at 11:27 pm
Temize çıkarmaya çalışmak kaçmak da oluyor aynı zamanda.
“Şimdi” bir ayet hatırladım ama nasıldı? Nefislerinizi temize çıkarmayın…
Konu ile ilgili olduğu için önemli.
Google’dan araştırayım…
İlk bulduğum yer:
http://www.evrenselislam.com/showthread.php?t=15314
nihat demirkol: benim yazımın birinci paragrafında belirttiğim “temize çıkarmak”, senin attığın linkte bahsedilen “nefsinizi temize çıkarmayın” dan biraz farklı ama, tümüyle de ilgisiz değil…
çok doğru “nefsi temize çıkarmak” başlığı altında anlatılanlar… nefse bakacak olursan, her kötülüğüne bir bahane bulur zaten… ona, bahane kapılarını sürekli kapalı tutmak lazım… en aklî nedenlerini bile dinlememek lazım zira günahı/yanlışı/çirkini aklîleştirmekte üstüne yoktur; çoğu zaman da teknik olarak kusursuz gözükür neden, kusursuz gözükür her şey ama esasında bu, nefsin profesyonel bir kandırmacasından başka bir şey değildir… (çok iyi bilirim, kendimde çok gözlerim bu tür oyunlarını nefsin)
teşekkürler!
10. E. Ali&hellip | Haziran 19th, 2008 at 3:07 am
Önce bir yanlışımı düzelteyim:
“Konu ile ilgili olduğu için önemli.” demişim.
Doğrusu şu olacak:
“Ayet konunuzla ilgili olduğu için hatırlamam lazım. Bu hatırlamam gerekliliği önemli..”. demek istemiştim.
Yani ayet konu ile ilgili olmasaydı önemsiz olmayacaktı tabi.
Kimse yanlış anlamayacaktır gerçi ama yazımda ifade öyle de algılanabilir belki diye düşünerek bunu düzeltmek istedim.
Verdiğiniz cevaba gelince:
Bunları ben de hep düşünürüm ama sadece düşünürüm. Sizin açıklamanız çok aydınlatıcı olmuş. Teşekkür ederim.
Sadece düşünmek, görmek önemli değil. Önemli olan gereğini yapmak.
Sizin cevaptaki konu ile ilgili tavsiyeleriniz ve açıklamanız çok önemli. Uygulamayı devreye sokarım inşallah. En kısa zamanda.
nihat demirkol: aman aliiiiii
:D evet, teknik bir kusur işlemişin ama inan bana kimse öyle anlamamıştır ve anlamazdı da… yine de hassas düşünmek ve hareket etmek iyidir…
bu ve diğer sözlerin için çok teşekkür ederim!
gereğini yapmak konusunda birkaç söz etmek istiyorum… eğer birçok şeyi biliyor ve gereğini yaşamımıza aktaramıyorsak Ali, bunun nedeni, (hayatın) canımızı yeteri kadar yakmaması ya da “Tam Bİr İhtiyaç Hali” içinde olmamamız… (canımıza tak dememesi)
Keşke canımızı dişimize takıp aklımızla ve kalbimizle hareket edip, “tam ihtiyaç hali” ni beklemeden ve canımız çok yanmadan doğru bildiklerimizi hayatımıza uygulayabilsek çok iyi olacak ama genel istatistik bu yönde: insanlar, canları yanınca doğru bildiklerini uyguluyorlar (adamın/kadının, çocuğu evden kaçar, diğer çocuklarına karşı artık her zaman ilgi ile davranır)
Bir de canları yandığı halde bile doğru hareket etmeyenler/edemeyenler var ki, o kişilere de hayat, her defasında daha bir can yakıcı tecrübeyi yollar durur ve en sonunda kabul etmek zorunda kalırlar yanlışlığı… ve doğru harekete yönelirler (sigarayı bırakmaz… nefes darlığı yaşar; aldırmaz, bilmem ne etkisini görür aldırmaz, en sonunda gırtlak ya da akciğer kanseri olur; içemez hale gelir ve artık anlamak zorundadır… bunu da anlamazsa, geberir gider artık :))
Ne yapıp edip aklımız/kalbimiz/sezgimiz ışığında doğruyu görmeli ve irademizi işin içine katarak doğrularımızı yaşamımıza geçirmeliyiz, onlara hakim olmalıyız… yoksa yanlışlar(ımız) bize sahip olurlar…
Yorum Yazın
İzin Verilen Bazı HTML Kodları:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>
Trackback this post | Subscribe to the comments via RSS Feed