Posts filed under 'Ruh Hali'

Artık Rengi Değişecek Her Şeyin!

Go get Adobe Flash Player!

(Farsça-Persian)

Artık gökyüzünü başka pencereden izleyeceğim; gerimde anıların esintisini hissetmediğim bir evin…

Artık daha bilinçli yaşantılar akacak bu bedenden; daha sağlam, daha inanç ve iman dolu, daha derin…

Artık daha manalı bakacak bu gözler, bu eller daha şefkatli ve duyumsayarak dokunacak emanetler(in)e, bu yürek daha huzur dolu, daha emin…

Artık… Artık rengi ve tadı değişecek her şeyin!

(Bir ay kadar yokum)

19 yorum yapıldı.siz de yorumlayın Ağustos 8th, 2008

Merhamet

Go get Adobe Flash Player!

Merhametimi ve adaletli yaklaşımımı hep bir zayıflık emaresi olarak algıladın ve zaafiyetime yordun… Verdiklerimi, vermek istediklerimi teptin böylece; daha fazlasını kaybetmemek için daha azına razı olduğum sonucunu çıkardın… Ama samimiydim, son derece samimi; bunu anlayamayacak kadar da mı tanımamıştın beni..?

Belki de haklıydın -gösterdiğim merhamet ve adaleti- zaafiyetime yormakla; zor bir anımızda böyle bir tutum/içerisinde yer almam/sergilemem, duygu ve düşüncelerimdeki samimiyetin ciddiyetine ilişkin herkeste şüphe yaratabilirdi… Bu yüzdendir ki belki de merhameti ve adaleti -senin de içinde yer aldığın meşakkatli zamanlarda- göstermemek gerek başkalarına; çaresiz olduğun ya da daha fazla ziyana uğramamak için yaptığın şeklinde algılanıyor çünkü…

Fakat ne kadar ahlâkî ve hakka uygun; senin, kendi tutum ve stratejine benim -güya- zaafiyetime göre yön vermen…

Gerçi her zaman “duruma göre hareket eden” veya senin deyişinle “davula göre meçik vuran” bir yapıdaydın… Buna şaşırmamam gerek ama şaşırıyorum işte… Onca yılın ve yaşanmışlığın ardına “stratejik davranmana” şaşırıyor ve üzülüyorum; “hiç mi değeri yoktu o yılların” diyorum gözlerim nemlenerek…

Artık tümüyle bir kenara bıraktım seni düşünmeyi… Allah’ın adaletine ve merhametine teslim ettim her şeyi…

Hem biliyor musun; belki de sen değildin bu süreçteki fedakârlıklarımı reddeden; Allah idi diye düşünüyorum… Benim tam bir ihlasla sunduklarımı senin zaafiyet olarak görmeni ve buna göre hareket edecek olmanı bilen Allah, seni şaşırtarak engel oldu vermek istediklerime; bunu hak etmiyordun -belki de- O’nun gözünde ve bozuk niyetinle kurbanı oldun kendinin, kendi ellerinin… Zulmettin kendine belki!

Belki…

Belki de…

Göreceğiz!

—————————

Ademoğlu’nun taşıdığı -sınırlı ve ufku dar- merhamet, maraz doğurur çoğunlukla… Oysa ki; geçmiş, şimdi ve geleceğe aynı anda hakim olan ve sinelerin özünü bilen hikmetli Allah’ın merhameti çok daha gerçekçi ve daha hayırlıdır…!

Kim bilir belki de merhamet etmeye hiç cüret etmemek, bu işi tamamıyla Yaradan’a bırakmak yahut merhamet etmeyi karşı tarafın “merhamet isteğine” bağlamak gerek… 

not:tatil devam ediyor… teşekkür ederim ilginize..!

7 yorum yapıldı.siz de yorumlayın Temmuz 15th, 2008

Hayatı Askıya Almak

Hayatlarımızı askıya aldığımız dönemler vardır… Ayrılıklar/boşanmalar bunların başında gelir; bir sürü şey, rafa  kaldırılır…

Hani ben de öyle bir dönemdeyim ya..! Dört buçuk aydır… Farkında olarak veya olmadan nasıl da birçok şeyi beklemeye alıveriyorum hemen…

*Tatile çıkmak lazım çocuklarla: Bekle, gerçekleşsin hele şu resmi boşanma… Daha rahat bir kafa ile gidersin (ne zaman bitecekse… o bitmeden biz gitmesek bari)

*Platon’un Devlet’ini okumalı bir an önce; aylardır  bekliyor: Yok yok, ağır gelir bu dönemde… Hele bir ayrıl; daha rahat bir kafayla okursun ( okursun okursun; mevtan kaldırılırken sırt üstü okursun artık)

*Çocuklara oda yapmak lazım; artık bunu hak edecek yaş ve olgunluktalar: resmi işlemler  bitsin hele, ondan sonra yaparsın… (sonra da çocukların ruhundaki boşluğu doldurursun artık)

*Sigarayı bırakmalı: Deli misin sen? Hem de bu dönemde… Asla kaldıramazsın ( bu evliliğin hala canına okumasına izin veriyorsun görüyorum da)

İngilizce öğrenmek, sürücü kursuna gitmek, Kuran bellemek vs. gerekli: Sonra sonra, boşandıktan sonra… (ya ya ya… hayat da senden boşanır belki bu arada…)

Ve ve ve ve… Bu hep böyle devam eder gider… Kendi ellerimizle kendi hayatlarımıza ipotek koyarız… Sonra da bir bakmışız aylar, belki de yıllar geçmiş; ve geçen zaman boşa gitmiş… Gökten üç elma düşmüş, üçü de askıdakilerin başına güm etmiş…

Teslim olmuşuzdur şartlara… Belli şeyleri yapmamaya bahane etmişizdir koşullarımızı… Zaten hep yapageldiğimiz gibi… (Güya) zor dönemlerimizde ertelediğimiz şeyler, bir bakmışız ki, yarattığı boşlukla bizi teslim almaya başlamıştır… Peki nasıl kapanacak o boşluk; yayılmış üstelik tüm bedene… Alışmış da artık ruh bahaneye… Ya çocukların ertelenen hayatları; onun telafisi nasıl mümkün olacak? İş içinde oluşan başka ve daha zor işler… Çık çıkabilirsen içinden!

İsterseniz siz, hayatınızın tamamını askıya alın… Beni ilgilendirmez… Ben hayatıma hiçbir şey olmamış gibi devam ediyorum (böyle yapmam gerekliliğini, ayrılığımın birinci ayında fark ettim) Hiçbir şey olmamış gibi… Hiçbir şey..!

Biliyorum ki… Ben, bana Allah’ın sunduğu hayata her daim ve şartta sahip çıkarsam ve kurban etmezsem onu zorluklara, bir saniyesini bile zorlukların izbe köşelerinde çürümeye bırakmazsam; Allah da bana çok daha iyilerini sunacaktır… Çok daha iyilerini… Bu böyledir…

Merak mı ediyorsunuz; çocukların odası çoktaaannn hazır, sigarayı bırakalı (yaklaşık) iki hafta oldu, Eflatun’un Devlet’ini okuyorum, tatilimize de çıkacağız yakında… Diğerlerinin ve burda yer vermediklerimin de eli kulağında!

Oh miss!!!

Hayat beklesin beni; benim onu beklemeye ne niyetim ne de zamanım var!

17 yorum yapıldı.siz de yorumlayın Haziran 25th, 2008

Sadece İnan

Sonucu baştan görmek ve gittiğin yolun doğru yol olduğuna ilişkin mantıklı açıklama ve açılımları öğrenmek mi zorundasın..?

Güven…

Sadece güven ve inan…

Karanlığı dağıtan ve önüne istediğin yaşamın kapılarını aralayacak olan anahtarlar bunlar: güvenmek ve inanmak..!

Bırak eleştiriyi, sorgulamayı; bırak mantık aramayı, bırak anlamaya çalışmayı; sadece teslim ol ve yürü..!

Alışılmış bir yöntem olmasa da bu yaptığın, hislerine ve derinlerindeki iç sese kulak vermek ve, sadece inanarak ve güvenerek ilerlemek zorundasın…

Başladın artık yürümeye; yok geri dönüşü…

Kolay gelsin..!

5 yorum yapıldı.siz de yorumlayın Haziran 9th, 2008

Bu Dünya Gerçekten Gerçek Değil

Hepimiz, bir dünyada yaşamıyoruz; hepimiz kendi dünyamızda yaşıyoruz (mecazi anlamda değil)

Hepimiz, aynı dünyayı izlemiyoruz; hepimiz kendi (iç) dünyamızı izliyoruz… (gördüklerimiz, iç dünyamızın birer yansıması sadece)

Hepimize, hem izleyicisi hem oyuncusu olduğumuz, kendi (iç) dünyamız -üç boyutlu bir kurgu içerisinde- izlettiriliyor… ( “bak ve gör kendindekileri de dönüştür kendini” denircesine… buna inanın…)

Mücadele ettiğimiz/etmemiz, dönüştürmemiz gereken kendi (iç) dünyamız… Ancak, büyük bir gaflet içinde; başka dünyaları değiştirmeye çalışıyoruz…

(Bildiğimiz anlamda) Dünya’nın, bağımsız bir gerçekliği olduğunu sanıyoruz…

Oysa…

Oysa her birimiz-belli bir amaca hizmet eden- bir kurgu Dünya’nın içinde yaşıyoruz… Ve bilmiyoruz; başka dünyaları dönüştürmek, ancak, kendi dünyamızı dönüştürmekle mümkün… Yine bilmiyoruz; yıkıp yakmakla, hor görmekle, nefret etmekle, yermekle, kırıp incitmekle, dışlamakla vs. sadece ve sadece kendimize EDİYORUZ… Vee, yapmamız gereken tek şeyin -sadece- her şeyi ve herkesi SEVMEK gerektiğini ve bunun bize göklerin kapılarını açacağını idrak edemiyoruz!

Sevin.. İçinde güveni, huzuru, mutluluk, coşku ve neşeyi, sorumluluğu… barındıran bu duyguyu -gerçekçi bir şekilde- hissedin! Hissedin ve içinizdeki (içinde her rengi barındırdığını bildiğimiz) beyaz ışık/nur kaplasın bedeninizi ve o sarhoş ediciliği, o ışığın inanılmaz gücünü duyumsayın ki dünyanızda kesiştiklerinizi de ışığa boğabilesiniz…

not: bunun doğruluğunu hissediyor ve inanıyordum buna… şimdi ise, son haftalardaki farkındalıklarımın ve mücahadelelerimin bir sonucu olarak-gerçeğe çok yakın şekilde- tecrübe ettim… etkilerini de yaşıyorum… bilmem ki benim tecrübem sizleri ne kadar bağlar! her şey tıpkı -bildiğimiz şu film- Matrix’teki gibi; madde diye bir şey yok… Yookk! Her şey ışık/enerji… Beynimiz/duyularımız (sert-yumuşak sıcak-soğuk ekşi-tatlı şeklinde) öyle algılıyor sadece!

15 yorum yapıldı.siz de yorumlayın Haziran 4th, 2008

Doğum Günüm ya da Hesap Vakti

 hesap-vakti1.jpg

Bugün benim doğum günüm/Ne sarhoşum, ne de yastayım/

Ne de bir bar taburesi üstünde /Babamın öldüğü yaştayım/

Bildiğim tüm hayatlar (mı..?) (Evet;) paramparça…

Belki -şu aşamada- kendi hayatım da…

Ama yaşadığım her bir yıkımı, yaptığım ve bana karşı yapılan her bir hatayı bir derse dönüştürebilmiş ve kendi küllerimden yeniden doğmayı başarabilmiş durumdayım… “Hayatta, hatalar yoktur, dersler vardır” sözünün gerçekliğini sembolize eden -canlı- bir abideyim…

Kendimi seviyorum…

Otuz iki yıl önce bugün içine düştüğüm imtihan dünyasını seviyorum… Beni o dünyaya bırakan Yaradanım’ı, doğumuma ve büyümeme aracılık eden anamı seviyorum!
………………………………….
Bambaşka bir doğum günü bu benim için… Bambaşka bir yaşın başlangıcı… Doğum günlerine bakışımın ve doğum günlerini yaşayışımın da (epey) farklılaştığı bir başlangıç…

Bu sefer yanımda biram yok, birama eşlik eden herhangi bir müzik de… Bir eğlence mekanına takılacak ya da dost ve arkadaşlarımı kutlamama davet edecek de değilim… Mum filan da üflemeyi hiç düşünmüyorum…

Sadece, bir hesap günü olarak görüyorum (ve de hep böyle göreceğim) doğum günlerini artık… Oturup, üç boyutlu bir hesaba dalacağım bir gün… Kendimle, çevremle/dünyayla ve Allah ile ilişkilerimdeki geldiğim noktayı, gelişimimi ve/veya gerilememi ortaya koyup ölçeceğim bir gün… Kendimle ve çevremle olan ilişkimi, Allah’ın sınırları çerçevesinde ele alıp değerlendireceğim bir gün…

Ne o..! Çok mu sıkıcı buldunuz..?

Sizi çok iyi anlıyor ve yargılamıyorum… Çok değil, henüz bir yıl kadar önce ben de, içinde “Allah” vb. kavramları barındıran bir kutlamaya kuvvetle muhtemel “ıyyhh!” derdim ve doğum günlerini hep içkili, mumlu-pastalı, sazlı-sözlü şekilde kutlayan bir arkadaşımın/tanıdığımın; artık, doğum günlerini böyle bir içerikle kutlamaya başlamasını -dillendirmesem de- yadırgar ve garipserdim…

Şimdi ise bambaşka bir şekilde görüyor ve değerlendiriyorum her şeyi; -Mümkünse- hayatımı O’na uydurmaya -bu mümkün değilse- O’nu hayatıma giydirmeye çalışıyorum… O’nla nefes alıyor, düşünüyor, O’nla yaşıyorum… O’na göre yaşıyorum… (bu bir tercihtir… bunun dışındaki yaklaşım ve açılımları yargılıyor değilim; lütfen kimse kendini tarafımdan dışlanmış hissetmesin.)

İzninizle; şimdi hesap vakti… Sonrasında ise bol bol şükür, bol bol tevbe, bol bol ibadet ve tefekkür VE beklentilerim için bol bol dua…

***
Ey verdiği dert, ahiret rahatlığından bile hoş olan!

Senden başka başım varsa yok olsun; sensiz varsam yak, yandır varlığımı.

Yarabbi! Sen beni dünyayı istemekten de, ahiret zevkini istemekten de kurtar. Yokluk tacını başıma giydir de, beni manen yücelt. Vuslat hareminde aşk sırrına erdirmekle beni kendine mahrem et. Has kullarının arasına karıştır. Sana doğru gitmeyen yoldan beni geri çevir. Nefsin isteklerinden beni kurtar.
(Mevlana)

11 yorum yapıldı.siz de yorumlayın Mayıs 15th, 2008

Previous Posts


Takvim

Eylül 2008
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Ağu    
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
2930  

Aylara Göre Yazılar

Kategorilere Göre Yazılar



Clicky Web Analytics