Posts filed under 'Notlar'

Düşününce…

dusununce.jpg

Seni İçime Gömdüm/sf. 103/Andrew Jolly/Ayrıntı Yayınevi

“Neden öldürmedin beni?” diye sordu Kabrero düz, anlamsız bir sesle.

“On beş Amerikan sentine patlardın bana. Merminin fiyatı.”

“Ama ateş ettin, neden öldürmedin beni?”

“Söylüyorum ya işte. Zaten ölmek üzere olan bir zavallıya on beş sent niye harcayayım, diye düündüm. Pek perişandın Kabrero. İyi bir av değildin kısacası. Öfkem de yok olmuştu.Uzun bir süre dağdan inmeni gözlemiştik. O kocaman tabutu tek başına taşıyışın, aşağılara inmeye çalışışın hoşuma gitmeye başlamıştı doğrusu! ‘Que bruto’ dedim kendi kendime.(Esaslı bir fasulyeci bu) Bunları düşünüyordum işte; ateş ederken düşünmek iyi değildir, o yüzden vuramadım seni.”

“Öldürebilirdin isteseydin, jandarmaları nasıl öldürdünse”

“Düşünmemeliydim o arada. Hem öfkem yoktu. Halin perişandı; yaralar, sıyrıklar, her yanın kan içinde, gömleksiz, şapkasız, yüzün gözün yanmış, su toplamış: ‘Niye öldüreyim şu zavallı herifi’ diye düşündüm. Sen sen ol, ne adam öldürken düşün ne sevişirken. Yoksa bütün hünerin, keyfin yok olup gider. Mermi yolunu şaşırır. Kadının doyumsuz kalır.”

……………………………………………………………………………………
yaptığımız işlerden zevk almanın ve saklı -veya değil- hünerlerimizi sergilemenin yolu düşünmeden hareket etmekten geçer çoğu zaman. çoğu zaman düşünerek hem keyfimizi taa baştan yok eder hem de verimimizi ve yaratıcılığımızı yok ederiz.

diğer yandan, yapacağımız iyi veya kötü bir eylem öncesinde zihnimizde o eylemin varlığını yadsıyan düşünceler varsa, o eylemi askıya almak ve tereddütsüz bir hale girene kadar beklemek gerek… “öldürmek” gibi kötü bir eylem de olsa gerçekleştireceğimiz şey, yapacaksak tereddütsüz yapmak ve o esnada zihnimizi kurcalayan hiçbir şey bırakmamak gerek; bu, eylem sonrası iç huzurumuz için çok önemlidir.

4 yorum yapıldı.siz de yorumlayın Nisan 13th, 2007

Sevginin Ürkütücülüğü

sevgininurkutuculugu.jpg

Seni İçime Gömdüm /sf. 102 prgrf. 2 / Andrew Jolly/Ayrıntı Yayınevi

“İhtiyar rahip korkmuştu, evet. Perdelerin arkasından, kapıları aralayarak onları gözleyen öbür kasabalılar da korkmuşlardı, ağabeyi, yengesi Martha’da; önceleri o küçük orospu bile korkmuştu. Ardından sürüklediği ceset yüzünden değildi bu korku; bu aşk, onların tümünü gereksizleştirmişti gözünde, öyle ki, kendisi ile sevgilisi dışında kalan hiçbir şeyden sorumluluk duymayan birinin gururuyla, küçümser tavrıyla aralarında dolaşmıştı; bu yüzden korkmuşlardı ya. Eline tüfeğini alıp, fişeklikleri göğsüne çaprazlamasına asıp atını üstlerine sürse, kasabanın sokaklarında ölüm saçarak, önüne geleni yağmalayarak, yakıp yıkarak dolaşsa, kasabayı yerle bir etse bile gözlerinden okunan bu sevginin ürküttüğü kadar ürkütemezdi onları.”

konuyla ilgili kendi düşüncelerimi yorum olarak ekleyeceğim… on yıl aradan sonra ikinci defa ama daha büyük bir zevkle okuduğum bu kitaptan etkilendiğim kısımları burda sizlerle, parça parça paylaşmayı düşünüyorum.

9 yorum yapıldı.siz de yorumlayın Nisan 13th, 2007

Yanlış Açılar ve Dindar Kadınlar

degirmenlerekarsi_dindarlaikelele.jpg

Özellikle son on yıldır yaşanmakta olan laik-dindar kadın kutupsallaşma-sında, her iki taraf da kendi toplumsal projelerini üretememe noktasında zarar gördü ve görmeye devam ediyor. Laik kanadın içinde yer alan kadınlar, kendi toplumsal projelerini üretmek yerine; müslüman kadınların kamusal alanda yer almamaları gerektiğine dair zaman zaman kendi söylemleriyle(kadın hakları) ters düşen açıklamalar yaparak, “erkek otoritesini pekiştirdiğini söyledikleri” Cumhuriyet ilkelerinin en hararetli savunucusu oldular.

Diğer taraftan dindar kadınlar da, laikler tarafından kendilerine yöneltilmiş eleştirileri sürekli değilleme yoluna giderek, bağımsız proje üretmekten yoksun kaldılar. Bu yoksunluktan dolayı, kamuoyu dindar kadınların ne yapmak istediğini net olarak öğrenemedi. Esasen, dindar kadınların önemli bir kısmı da, ilkeleri belirlenmiş bir dünya tasavvurunun(malesef) taşıyıcısı değildir. Pek çok dindar kadın kendi durumunu; “başörtülülerin de horlanmadan kamusal alanda yer alması” noktasında idrak etmektedir.

Kendini bu noktada idrak ediş, laik söylem tarafından yöneltilen eleştirileri, değilleme yoluyla reddediş noktasında tıkanmaktadır.

p(laikler): Müslüman kadınlar hür değildir, erkeklerin baskısı altındadır.

p)müslümanlar): Müslüman kadınlar hürdür. Müslüman erkek, müslüman kadınların hayatına karışmaz.

P’nin değillenmiş mantığı karşı tarafın tahrikleri sonucunda gittikçe daha fazla içselleşme sürecine tabii tutulmaktadır. Laikler, olumsuz özelliklerle yüklü standart müslüman kadın ve standart müslüman erkek tiplemesi çizerken; müslümanlar da bu olumsuz tiplemeye adeta mükemmel bir prototiple karşı koyma gayreti göstermektedir. Fakat buradaki “mükemmel” karşı tarafın mükemmel anlayışına uygun şekilde tanımlanmaya çalışılmakta ve dolayısıyla bu tanım, bünyesinde bir takım çelişkiler barındırmaktadır. Ne var ki, bu çelişkiler üzerinde yoğunlaşılmadığı için karşı tarafın “yine mi takiyye” suçlamasına maruz kalınmaktadır.

Mesela dindar kadınlar, laikler, onların kamusal alanda yer almalarını istemedikleri için; nasıl ve ne şekilde olursa olsun kamusal alanda yer alınması gerektiği şeklinde hatalı bir tavrı benimsemektedirler. Rejimin şekilci dayatması, müslümanların da şekil içine hapsolarak, ilkeleri konuşmalarını engellemektedir. Bu noktada ilkeler üzerinde derinleşilmesi yerine, dindar erkekler tarasından kaleme alınmış dindar kadınları suçlayan, toptancı yaklaşımlar gündeme gelmektedir.

İki tarafın da aynı düzleştirici mantıktan yola çıkması, sosyal hayattaki diyalog ve etkileşim imkanlarını ortadan kaldırdığı kadar, her iki camianın kendisine de doğrudan zarar vermektedir. Bütün laikler ve bütün müslümanlar bir an için karşı tarafın hiçbir taarruzu olmadığını düşünerek kendi toplumsal projelerini üretmek zorundadır. Bu, düşünüldüğü zaman görülecektir ki, esasen kutuplaşma iki tarafın farklı toplumsal projeleri olduğu için değil; iki tarafın da “henüz” bir toplumsal proje geliştirememesinin verdiği ezklikten kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla taraflar birbirlerini, kendilerinde varolan projeler için ikna etmek üzere mücadele etmek yerine; projelerin varolmadığının anlaşılmasını engellemek üzere kutupsallaşma içine girmektedirler.
………………..

Fatma K. Barbarosoğlu—->İmaj ve Takva adlı kitabından alıntıdır (sf. 142-143)

10 yorum yapıldı.siz de yorumlayın Nisan 12th, 2007


Takvim

Eylül 2008
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Ağu    
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
2930  

Aylara Göre Yazılar

Kategorilere Göre Yazılar



Clicky Web Analytics