Doğruyu Yaşamak
Nisan 15th, 2008
Yazının Yer Aldığı Kategori: Ayrıntı
Doğru davranışı bile belli bir beklenti içerisinde ortaya koyuyoruz; “Allah, Doğru’nun yardımcısıdır” sözünden hareketle, doğru davranmakla Allah’ın gözünde daha yüceleceğimizi varsayıyor ve isteğimize ulaşmak için bir bakıma Allah’ı kandırmaya çalışıyoruz…
–Ben doğru olayım, doğru davranayım; Allah benim yardımcım olur o zaman ve beni emelime ulaştırır…
Bir gözümüz emelimizde iken nasıl olur da diğer (tek) gözümüzle doğrunun hakkını verebilir, içine dalıp, doğruyu içimize sindirebiliriz ki…
………………………………..
Gömül doğruya; tüm duyu organlarınla yer al onun içinde… Gözlerini ve zihnini çek ödülden… Sadece “doğru olan o olduğu, senden öyle istendiği, yüreğin de öyle dediği için” yaşa doğrunu…
Amaaa, ama lütfen; “böyle yaparsam ödül bana sunulur, kendiliğinden avucum da yer alır” diye de düşünme…
Unut, unut ödülü, bırak beklentiyi! Sadece, dal doğrunun içine ve hisset, yaşa onu!
Yazının Yer Aldığı Kategori: Ayrıntı

8 Yorum Yapıldı Siz de yorumlayın
1. Arzu-hal&hellip | Nisan 15th, 2008 at 5:47 pm
Peki doğru nedir?
Bana göre başka, size göre başka.
Bir başkasına göre daha bir başka.
İnsan gerçek doğruyu nasıl bulabilir?
Ben Allah’a inanıyorum. O yüzden doğru yoldayım diyebilir mi insan?
Hiç sanmıyorum.
nihat demirkol:işin hakkını vermek ve gereklililiklerini yerine getirmek, bunda devamlılığı sağlamak, gerektikçe yeniliklere gitmek, hareketlerimizi ve düşüncelerimizi güncelleştirmek, istikrarla, değişimi aynı karakterde eritmek vs. vs. gerek…
doğru yola hakkını vermek ve layık olmak hiç de kolay değil…
insanların farklı doğruları seçmelerinin yanında, aynı doğru üzerinde farklı yollarda yürüyenler de var… bu da bir yerde doğal… bu konuda ayrılıklardan ziyade müşterekler üzerinde konuşulmalı, durulmalı…
bu konuyu dini açıdan ele alacak olursak; “din bir iklimdir” sözü sanırım biraz açıklama getirir… aslında doğru tek ama insanların yapısal özelliklerinden ve yetişme koşullarından dolayı, aynı doğru farklı yorumlanıyor ve yaşanıyor.
tam da bu noktada birçoğunun -din bir iklimdir sözünün verdiği mesajdan habersiz yaşamalarından dolayı- eş seçiminde sadece, seçeceği eşin “dindar” olmalarına bakmaları -ve din de, doğal olarak her insanda farklı bir yapıda yaşamasından dolayı- zamanla ilişkilerde anlaşmazlığa düşülmesine ve hatta evliliklerin ayrılıkla sonuçlanmasına yol açmaktadır.
peki o zaman n’apmalı..?
eğer aynı ideolojiyi ve yaşam görüşünü paylaştığımız biri ile evlenmek, arkadaş olmak vs. istiyorsak kendimize şu soruyu sormalıyız bence: bu insan dünya görüşünü/ideolojisini/dinini nasıl yorumluyor ve yaşıyor..?
bu çok çok çok önemli… mesela ateist biri son derece ilke sahibi, doğaya, emeğe saygılı ve adalet duygusu gelişmiş biri iken bir diğer ateist “Allah’a inanmamanın verdiği rahatlıkla” ahlaki değerleri zayıf, kolaylıkla suç işleyebilen bir yapıda vs. olabilir… bu durumun ağırlıklı nedeni de çoğunlukla “din bir iklimdir” sözünde vurgulanan şey…
teşekkürler!
2. E. Ali&hellip | Nisan 17th, 2008 at 6:38 pm
Son derece güzel bir tespit. Allahla pazarlık yapıyormuş gibi olmamalı. Bunda teslimiyet yok, rıza beklentisi asla yok.
Ancak bahsettiğiniz erdemliliği içselleştirmek her insan için mümkün değil. islam tasavvufunda “nefsin mertebeleri” diye sınıflandırmalar yapılmıştır. işte kişinin nefsi yani kendi kişiliğinin ve davranışsal yönünün durumu hangi mertebede ise ona göre doğru bilgileri içselleştirebiliyor.
Doğruyu kabul etmek daha kolay ama içselleştirmek o kadar kolay değil.
İmam-ı Rabbani’nin bir sözü vardı. Yine hatırlayamadığım için esas manayı özetleyeyim: hakikatleri veya kemalatları birkaç ay sürede toplamış ama onlara hal olarak sahip olması bilmem kaç yılını almış.
Said Nursi ise diyor ki kişi iyi bir makamda olduğu halde sinir sistemine sinen bazı eski huylar zaman zaman ortaya çıkar, kişi yanlış hareketleri yapmaz gerçi ama o duyguların varlığından dolayı kendisinin aşağılık bir kişi olduğunu düşünür. Oysa bu normal olup ölene kadar arada sırada böyle şeyler olur. (hatırlayabildiğim kadarıyla yazdım).
nihat demirkol: bugün (ilk) duruşmamız vardı Ali ve ben bu duruşmanın sonunda-aslında farkında olduğum ve değiştirmeye çalıştığım ve de değiştirdiğimi zannettiğim- sinir sistemime sinmiş birkaç huyumu farkettim… bu yazıdan sonra o yazıya yer vermek istiyorum… korkunç bir özeleştiri olacak…
bir de özeleştiri yapmayı bile bir marifet olarak görmeye ve göstermeye çalışıyoruz: bakııınnn… ben özeleştiri yapabiliyorum
anlayacağın, konu övünme, kibir ve bir de dedikodu Ali…
keyifli bir yazı olmayacak…
3. Arzu-hal&hellip | Nisan 17th, 2008 at 9:31 pm
Siz:
“Eğer aynı ideolojiyi ve yaşam görüşünü paylaştığımız biri ile evlenmek, arkadaş olmak vs. istiyorsak kendimize şu soruyu sormalıyız bence: bu insan dünya görüşünü/ideolojisini/dinini nasıl yorumluyor ve yaşıyor..?”
Bundan belki 10 sene önce, hatta 4 sene önce diyelim, çevremdeki insanların müslüman olmalarını tercih ederdim. Kendim ne kadar müslümanlığı yaşıyordum o ayrı mesele ama öyleydi işte. Şimdi bakıyorumda olaylar o kadar da masum değilmiş. Bir müslüman (müslüman diyorum çünkü la ilahe illallah diyen müslümandır bana göre) sizin düşmanınız olabilirmiş. Size kafir diyebilirmiş. Bunun için oturup kitap bile yazabilirmiş.
4. E. Ali&hellip | Nisan 18th, 2008 at 10:54 pm
Cevap hakkında:
Sizin özeleştirilerinizi vesaire burada yazmanız hayır işi oluyor. Okuyanlar eğer düşünüyorlarsa gerçekten içlerinde, akıl yürütmelerinde filan olumlu değişikliklere sebep olabilir. yazdıklarınız gösteriş gibi görülmüyor. Siz öyle düşünseniz bile hayır işlerine riya giremez, yani girse bile hiçbir zararı olmaz. Allah o hayrı kabul eder.
duruşmalarınızın ne kadar sıkıntı verici olduğunu anlamaya çalışıyorum. Allah sabır versin. Sonuç en hayırlı şekilde gerçekleşir inşallah.
3 numaralı yorum hakkında:
Evet oturup kitap bile yazabiliyorlar. Onları buna sevkeden nedir? Şeytan mı? Rahmani ilhamlar mı? Kendi egoları mı? Akli ve nakli deliller mi?
Kendileri ile oturup sakin sakin konuşmak lazım. tabi eğer davalarında gerçekten samimi iseler. ama eğer amaçları başka ise, iman etmedikleri gibi amaçları kafaları karıştırıp gündemi bulandırmak ise onlarla konuşulmaz zaten.
5. Arzu-hal&hellip | Nisan 20th, 2008 at 10:06 am
bu bir yorum değil.
Neden isimsiz olarak yorum yazıyorsunuz? onu merak ettim.
nihat demirkol: kullanıcı adı ve şifre ya da kullanıcı adı ve url girmeye üşeniyorum. internet cafeden de girdiğim için vakit kaybetmek ve ekstradan uğraşmak istemiyorum; isimsiz diye bir seçenekte olunca…
6. çii&hellip | Nisan 21st, 2008 at 8:35 am
doğru ve yanlış… en yaşlı paradokslardan biri…
nihat demirkol: inandığımız doğru ne olursa olsun, doğru’yu yaşamada halis bir tavır içinde yer almalı ve koşulsuz, karşılıksız, beklentisiz vs. yaşamalıyız doğrumuzu…
değişti mi doğrumuz..? o zaman da aynı tutumu değişen doğrumuz için göstermeliyiz.
teşekkürler çii!
7. dilsizmütercim&hellip | Mayıs 4th, 2008 at 3:12 am
Aslında amelin mükafatı eşzamanlıdır diye düşünüyorum. Yaptığımız iyiliklerin mükafatı nesneyle gölgesi gibi ruhumuza yansır. Bir bakıma zihnimizdeki mükafat mefhumu onu önemsizleştirir. Eleştirdiğiniz yaklaşım aslında bir basamak olarak algılanmalı. İnsanın tekamülünde bir yere sahip bu ödül düşüncesi , bunun sürekli bir hal alması daha doğrusu amaç halini alması sorun olabilir. Yine de , zannımca tüm bu ödül düşüncesine rağmen iyiliğe talip olmayanlara göre bir adım ileridedir bu şekilde düşünen ve iyiliğe talip olan insanoğlu. Dua ile…
8. Açıkdenizlerin Meryem'i&hellip | Mayıs 4th, 2008 at 8:26 pm
“Sadece, dal doğrunun içine ve hisset, yaşa onu!”
Ne güzel söylemişsin.
Divan şiirinde rind-zahid karşılaştırılması yapılır. Zahidler cenneti oradaki güzellikler ve kevser suyu için isterler rindler ise gerçek aşıklar onlar cenneti Allah için isterler. (Sanrım böyleydi karıştırmadıysam ikisini birbirine:) )
Güzel yazıydı…
nihat demirkol: bir edebiyat öğretmeni adayından çok güzel bir edebiyat ilişkilendirmesi
rind-zahit… yeni bir şeyler öğrenmiş oldum böylece MEryem, sayende…
yaa dilerim kimseye böbürlenme ve kendini üstün gö(ste)rme gibi gelmez ama yıllar süren dinsiz yaşantımdan sonra yaptığım ibadetlerde ve diğer tüm dini etkinliklerde asla ama asla ne cenneti-cehennemi ne de amellerimin (öbür alemde) bana sağlayacağı faydaları düşündüm… sadece doğru olduğu, doğru olarak sunulduğu ve yaptığım şeyin beni Allah’a yaklaştırmasından, beni arındırması ve -bir nebzede olsa- mükemmelliyete yaklaştırmasından, sinemde barınan negatiflikleri silmesinden ötürü yaptım ve yapmaya devam ediyorum… tabii arada bir karşılık bekler halde bulup kendimi ve ödül beklentisi ile doğruya yöneldiğim ve o doğruyu yaşamak istediğim oluyor… ama bu tür kaymalarımı çok kolay farkedebiliyorum; bu yazıda Meryem, kendimdeki öyle bir farkedişin sonucunda ortaya çıktı…
anlattığına dönecek olarsak; sanırım ben de bir rind’im
ya da rind adayıyım
teşekkürler!
Yorum Yazın
İzin Verilen Bazı HTML Kodları:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>
Trackback this post | Subscribe to the comments via RSS Feed