İnanma Yolunda

Ekim 19th, 2008

Yazının Yer Aldığı Kategori: Ayrıntı

İnanma yolunda ilk adımı atın; merdivenin tamamını görmeniz gerekmiyor… sadece ilk adımı atın ve gerisi için kendinize ve Allah’a güvenin” (Martin Luther JR. King)

Harekete geçmek ya da ilk adımı atmak için, nesnel olanakları gözden geçiriyoruz hep; başaracağımıza dair içimizde inanç oluşabilmesi için, illa ki beş duyumuza hitap eden bir takım delillerin olması gerekiyor elimizde/etrafımızda… Yaş tahtaya basmak istemiyor, sağlam hareket etmek ve daha baştan güvenceye almak istiyoruz sonucu… Ama bilmiyoruz ki aslında tahtanın en yaşına basıyoruz ve (belki de) bu yüzden çok fazla büyüyemiyoruz!

Garanticiyiz, korkuyoruz… Risk(ler)i göze alamıyor, (sadece) inançla yola çıkamıyoruz!

Harekete geçmemiz ve istediğimiz şeyi hayatımıza çekebilmemiz için elimizde hiçbir (maddi) varlığın/olanağın/gerçekliğin olması gerekmiyor. Elde var sıfırken ama içimizdeki sonuca dair güçlü ve yıkılmaz inançla kendimize start verip, o inancı da her adım da koruyarak (ama yıkılmalarımızı ve başarısızlıklarımızı yenilgi kabul etmeyerek) başarıyla kucaklaşmak çok mümkün!

İş kurmak için sermaye, çocuğumuzun matematik zekası olduğuna karar vermek için birkaç matematik problemini çözmesi vs. gerekiyor olumlu düşünüp, inanabilmemiz ve devinim yaratabilmemiz  için!

Nasıl da yanılıyoruz!

İçimizde, ortada öyle hareket etmemizi gerektiren hiçbir elle tutulur etken yokken bile, tabiri caizse isteğimize göre kuru kuruya oluşturduğumuz ve zamanla tüm hücrelerimize işlemesini sağladığımız bir inançla, her şeyi yapmamız ve de (isteğimiz yönünde) tersine çevirmemiz mümkün!

Tüm benliğimizi sarmış ve içinde hiçbir şüphe barındırmayan (sevgiyle beslediğimiz) bir inanç, olmasını istediğimiz şeyin her zerresine hızla nüfuz ederek, kendine uygun değişikliği onun üzerinde yaratır ve kendini duyumsayan kişiye hizmet etmek için, hayattaki tüm şartları kendine yönlendirir…

İnanması ne kadar zor değil mi? Fakat inanın… Hayatınızda olmayana inanın… Ona ulaşabilmeniz, onun size gelmesi için fiziksel koşullardan ya da başka deyişle sebeplerden çekin gözlerinizi… Sade ve sadece (güçlü şekilde) inanın ve bilin ki, istediğimiz şeyi bize getirecek asıl sebep içimizde: İNANMAK… Yaradan, zaten yürekten ve derinden inanmanızı da bir sebep kabul ederek, istediğiniz şeyi size sunacaktır… 

not: bu kadarlık kısmını bir hafta kadar önce yazdığım yazımı devam ettirmek niyetinde idim ama aradan geçen zaman, konuya kendimi vermemi zorlaştırdı… bugün ki işi bugün bitirmeli demek ki… ama, tamamlayıcı olması açısından, alininsitesi.com‘a dün yazdığım bu yorumu okuyabilirsiniz

Yazının Yer Aldığı Kategori: Ayrıntı

4 Yorum Yapıldı Siz de yorumlayın

  • 1. Bünyamin Akkaya&hellip  |  Ekim 19th, 2008 at 2:36 pm

    İNANMA SORUNU YOK

    Bu dünyada yaşayan insanların aslında inanma sorunu yok.
    6 milyarlık nüfusun çok çok büyük oranı bir inanca mensup.
    Özellikle 10 bin doların altında milli gelire, 3-4 yıl ve altı ortalama eğitme ve 60 yaş ve altı ortalama yaşam süresine sahip ülkelerde bir dine inananların oranı hemen hemen % 99.
    Peki bu ezici çoğunluğa rağmen neden profesyonel veya amatör misyonerler hala % 1 i imana davet ediyorlar?
    Bir İlahiyat Fakültemizin Tefsir Anabilim Dalı Başkanı;
    “Bu dünya da -deist- veya -ateist- olmak, herhangi bir dine mensup olmaktan çok daha zor. Bu insanlar, sosyal ve özel hayatlarında ahlaklı olmak için çok daha özenli. Zira zaten bir dinleri yok ve ahlaksız olmak onlar için lüx.” demişti.
    % 1 i dine-imana davet etme gayretlerinin ise genellikle kendi
    tercihinin bir tür “sağlamasını yapma” çabasından kaynaklandığını okumuştum bir yerde…

    nihat demirkol: ben burda dinlere veya Yaradan a inançtan bahsetmiyorum Bünyamin Bey… Herhangi bir hedefimizin/isteğimizin gerçekleşmesine dair duyduğumuz, duymamız gereken inanma’dan ve bunun öneminden bahsediyorum…

    teşekkürler!

  • 2. Aysima&hellip  |  Ekim 19th, 2008 at 3:58 pm

    Hemen aklıma şu Hadisi kutsi geldi: ” Ben kulumun zannı üzereyim.” eger sonucu, baştan güvenceye alacaksak, niyetimizi halis tutacagız. Yapacagımız işi iyice araştırdıktan ve istişare ettikten sonra, yapmaya koyulmalıyız ve Allah’u Teala hazretlerine tevekkül etmeliyiz.( bilinç altımızda bulunan olumsuzlukları olumluya çevirmeliyiz. Bilinç altımızla hareket ediyoruz bilinçli düşüncelerimiz gerçekten çok sınırlı)

    Risksiz hiç birşey olmaz. Oldu ki bu işte olumsuzluklar oldu. Bu bize bir deneyim olur, kendimizi keşfederiz. Kişisel gelişimimize yol açar. Bu işte de bizim için hayırlar olduguna itikat etmeliyiz.

  • 3. esra&hellip  |  Ekim 19th, 2008 at 8:08 pm

    İnanç konusunda yazdıklarınız gerçekten çok hoş ve çok doğru.Evet tam olarak,yazdığınız sebeplerden dolayı,insanlarda ciddi anlamda inançsızlık gözlemekteyim.Nedeni de dediğiniz gibi sebeplere takılmak.Ayrıca gene kendi hayatımda ve başkalarının hayatında da gözlemlediğim “kararsızlık”tır ki,bir konuda neyi nasıl isteyeceğine tam olarak karar verememiş insanın,isteklerinin muhakkak yerine geleceği hakkında inancının tam olmasından söz edemeyiz.Herhangi birşeyi istediğimizi zannediyoruz,ama aklımızda bazı kararsızlıklar var.Örneğin;A arabası hoşuma gidiyor ama B arabası da olsa fena olmaz,neyse hadi A arabası olsun,dedikten sonra gönlünüzün bir ona bir diğerine gitmesi durumunda kararsızlık ortaya çıkıyor.Eğer birşeyi istiyorsanız,gönlünüz onda karar kılmalı ve sabit kadem olmalı.Bu örnek günlük hayattan basit bir örnekti.Ama buna benzer örnekler heryerde karşımıza çıkıyor.Sonra da ‘istedim de olmadı’ diyen bir sürü insan tabii ki.Demek ki önce ne istediğimizi tam olarak bilmek,sonra da istemek ve isteğinin yerine geleceğine inanmak.İyi akşamlar diliyorum,saygılar…

  • 4. E. Ali&hellip  |  Ekim 21st, 2008 at 1:07 am

    Bir rivayet:
    Aynı zamanda büyük bir İslam âlimi olan bir Allah dostu bir yolculuk esnasında bir çobana rastlıyor. Çoban garip hareketlerle bir şeyler yapmaktadır. Âlim kişi çobana ne yaptığını sorar ve namaz “namaz kılıyorum” cevabını alır.
    Bunun üzerine çobana yanlış yaptığını anlatarak ona nasıl namaz kılacağını güzelce öğretmiş.
    Çoban sevincinden nasıl teşekkür edeceğini bilememiş. Vedalaşmışlar âlim kişi yoluna devam etmiş.
    Allah vergisi kerametiyle bir nehri “batmadan” su yüzeyinde adım adım yürüyerek geçmekte iken çoban telaşla koşarak ona yetişmiş yanına gelmiş. “Efendim namazda bir yeri unuttum tekrar anlatır mısınız” demiş.
    Çobanın da su yüzeyinde yürüyebildiğini ve bu durumu gayet normal karşıladığını gören âlim düşünmüş.
    “Ben yılların ibadetiyle takvamla yıllarca ilim tahsilleriyle bu derecelere geldim. Bu çoban ise hiçbir şey bilmiyor. Üstelik ondaki ibadet aşkı Allah sevgisi bende o kadar yok.” gibi düşüncelerden sonra çobana:
    “Sen yine bildiğin gibi Allaha ibadet et. Benim sana bir şey öğretmeme gerek yok.” diyerek yoluna devam etmiş.

    Bu “kıssadan hisse” türü bir hikâyedir. Aslı var mı yok mu veya mantıklı mı saçma mı önemli değil. Nasıl bir ders alacağımız önemli.
    Sizin yazınızla ilgili yönü var diye düşündüm.

    Namazı şöyle kılmazsam Allah kabul etmez, şunu yapmazsam Allah bana değer vermez gibi içimizde şartları arttırıyoruz, sonunda kendimizi Allahtan da onun rahmetinden inayetinden de fersah fersah uzaklaştırmış oluyoruz.

    Bir ruhbilimciden dinlemiştim:
    “Hz. Musa’dan sonra Museviler şeriat üzerine şeriat eklediler ve o kadar yükün altından kalkamadılar.”
    Buna ben şunu ilave edeyim: Ceza cins-i amelîdir diye bir söz var. İşte o zamanın Musevilerine belki de o hataları yüzünden İsa (A.S.) öyle emirlerle gönderildi ki bu peygamber onların şeriatindeki pek çok şeyi kaldırdı hükümsüz kıldı. Sadece onların eklediklerini değil, Musa peygamberin gerçek şeriatındakilerden de.. Sonuçta o museviler kendi elleriyle sınırladıkları Allahın dinine uymadığı gerekçesiyle Allahın peygamberini kabul etmediler reddettiler. Biz de aynı hatalara düşüyoruz. Dinde demiyorum hayatımızın her alanında..

    Osmanlı zamanı evliyalarından Beşiktaşlı Yahya Efendi, islamda şarabın haram olduğunu bilmeyen bir rum gencinin bir testi şarap hediyesini can-ı gönülden kabul etmişti. Çünkü o hediye çok büyük bir sevgi ile verilmişti. Önemli olan da buydu. Sonra şarap testisinden Allahın izniyle süt veya ayran çıkmıştı.

    O Rum genci bir islam alimine ne hediye götürülür diye araştırmamış. bilgisi yokmuş sevgi ile hareket etmiş. işin sonunu araştırmamış. yazınızın başındaki sözde olduğu gibi ilk adımını atmış. sonuçta o Allah dostunun gönlüne girmiş müslüman da olmuş.

    Amellerimiz sevgi ile olmalı. Azı çoğu önemli değil, sevgi önemli. Her konuda öyle değil midir? İş, okul, vesaire.. O sevgi acıyı tatlı yapar. Sirkeyi bal yapar. Her şey kolaylaşır. İnsan yolunu huzur içinde bulur.

Yorum Yazın

Gerekli

Gerekli, Gizlenecek

İzin Verilen Bazı HTML Kodları:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Trackback this post  |  Subscribe to the comments via RSS Feed


Yazı Takvimi

Temmuz 2009
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Nis    
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728293031  

Son Yazılar

Yazı Takibi
E-Mail Adresini Gir:

Delivered by FeedBurner



Clicky Web Analytics