Sonuç-Neden İlişkisi
Ağustos 4th, 2008
Yazının Yer Aldığı Kategori: Ben

Yaşadığımız bir başarısızlık neticesinde içine düştüğümüz olumsuz duygu, düşünce ve davranışlar, başarısızlığımızın nedeni/nedenlerinden biri olabilir mi?
Yani sonucun çıktıları/bizde doğurduğu olumsuzluklar, aynı zamanda sonucun nedeni midir?
Şöyle anlatayım: iş arıyoruz. Aradığımız kapılar birbir yüzümüze kapanıyor. Ve biz, kapıyı bize kapatanlara (sesli-sessiz) küfürler ediyor, kendi talihimize sövüyor kaderimize isyanlar sergiliyor, derin ümitsizlik ve karamsarlıklara düşüyor, düştüğümüz keder ve üzüntünün etkisi ile ailemizi de yıpratıyor, bir çıkmaz duygusuyla umudumuzu şans oyunlarında, kumarda arıyoruz vs.
İş bulamamızın sebebi, zaten gösterecek olduğumuz bu davranışlarımız olabilir mi? Yaşadığımız başarısızlık sonucunda böyle davranacağımızı bilen (hikmetli) Allah, daha baştan, ilerdeki davranışımızı şimdiki istek ve hedefimize engel olarak gördüğünden mi bize başarısızlığı yaşatıyor?
-Gör, gör bak… Herkes görsün… Sen böyle yapacağın için ben sana bunu yaşattım…
Bu, şu anlama da geliyor: hayatta başarıyı(ve de mutluluğu) yakalayabilmek için, başarı öncesi hazırlık kadar, başarı sonrası hazırlığı da, başarı öncesi hazırlıkla beraber yapmalıyız.
Allah, çoklarının kalbini mühürlemiştir… Bunun bir sebebi, o kişilerinin geçmişlerinin tamamıyla küfür, şirk ve isyandan oluşmasıdır… Diğer ve en önemli sebebi ise, bu kişilerin iflah olmayacaklarını /gerçeği göremeyeceklerini Allah’ın zaten biliyor olmasıdır… Yani Allah, gelecekteki davranışımızı da, şimdiki durumumuza bir neden sayıyor…
Sonucun doğurdukları, nedeni yaratıyor…
Neden, gerimizde değil, geleceğimizde…
Hayatımızın içeriği ve niteliği aslında ellerimizde…
Başarı için her türlü donanıma sahip olabiliriz ama isteğimizin bize sunulması için, başarıyı yakaladıktan sonra da gerekli olan (ilahî yasalarla uyumlu) donanımı benliğimizde oluşturmadıkça, başarı bize kolay kolay tattırılmayacaktır…
Yazının Yer Aldığı Kategori: Ben
5 Yorum Yapıldı Siz de yorumlayın
1. Arzu-hal&hellip | Ağustos 4th, 2008 at 8:58 pm
Eğer hayırlı ve güzel bir yoldaysanız ve bunu gerçekten ihlaslı ve itaat üzere yapıyorsanız mutlaka başarılı olursunuz.
Gerçekten hayırlı bir işte de başarılı olamıyorsak, suçu kendimizde aramalıyız. Bağlantıyı koparmışızdır. Mutlaka eksiz yanlarımız vardır. Araştırmalıyız. Herkes az çok kendisini tanır, günahlarını bilir.
2. Ay-sima&hellip | Ağustos 6th, 2008 at 2:41 pm
olumsuzluklarla karşılaşmamızın illaki tek nedeni günahlarımız veya hatalarımız degildir. Burada imtihan oluyoruz, Mevla Teala kuluna istedigini verir dener, bir de alır dener, bakar kul hangi davranışı sergileyecek, gelen sıkıntının Rabbinin imtihanı kabilinden mi görecek sabredecek , yoksa isyan mı edecek, herşeyi kendinden mi bilecek, ben yaparım ben ederim… Bizler herne istersek isteyelim onu yaparız ama sonuç, takdir Rabbim’izinir bize düşen tevekkül etmekdir. sonuca razı olamakdır.
3. Kayra&hellip | Ağustos 7th, 2008 at 10:13 pm
yazınızı henüz okumadım.Ama daha sonra okumak için ayrıca geleceğim.Şu yazıya bir bakarsanız sevinirim.
http://bilgi-resim.blogspot.com/2008/08/okunasi-kitaplar.html
hayırlı günler!
nihat demirkol: Teşekkür ederim Kayra… Beni sobelemişin de (epey uzun zaman oldu sobelenmeyeli)
Ama bir sorun var; tayinim çıktı, ev aradım ve buldum… Sırada taşınma, yerleşme işleri var ki bunlar -tahmin edersin ki- hem zaman alır, hem de yorucu işler… Tüm bunların ardından -söz- sobene iştirak edeceğim
Görüşmek dileği ile; sevgiyle kal!
4. Kayra&hellip | Ağustos 10th, 2008 at 6:55 pm
Başarı sonrası için hazırlık…
Mütevazı olmayı gerektiriyor olmalı.
Yani insan başları sonucunda kendini göklere çıkarmamalı…
5. E. Ali&hellip | Ağustos 17th, 2008 at 12:54 am
Gerçi şimdi okumayacaksınızdır ama yine de Berat kandilinizi tebrik ederim.
Bu yazınızı ilk defa şimdi okudum. Dünkü yazımda ben de iş bulmayı - bulamamayı konu gidişatı içinde örnek vermiştim. Herkes sanabilir buraya atıfta bulunmuşum. Alâkası yok. Burayı ilk defa şimdi okudum. İlgililerin bilgilerine sunarım.
Benim söz konusu Vesile başlıklı yazım bununla biraz paralel gibi olmuş. İlginç. Ama tesadüf değil elbette. Demek ki görüşmesek de yazılarımızı okumasak da aramızda bir şekilde kalpler ruhlar arası bilgi alışverişi oluyor.
Bu yazınıza göre düşündüm de niyetlerimiz, en soyut yerdeki gerçek niyetlerimiz; biz kendimiz bile o niyetleri ciddiye almıyoruz; işte bu en soyut planlardaki en soyut niyetlerimiz geleceğimizi şimdiden bize gösteriyor. Sizin vesilenizle önemli bir hakikati iyice idrak ettim. Allah razı olsun.
Demek onun için bazı Allah dostları niyetlerin üstünde çok duruyor çok ısrarlı konuşuyor.. Her şeyden önce niyetlerinizi düzeltmeye çok gayret edin diyorlar. Demek ki halihazırdaki bozuk niyetlerimiz yarın başımıza çok dertler açacak. Şimdiden üstünde durmalı, onları ıslah etmeliyiz.
Ciddiye almalıyız. Görmezden gelmemeliyiz. Gereken tedbirleri almalıyız.
Niyetlerimizin çoğunu kendimiz oluşturmuyoruz. Bu bizim en büyük gafletlerimizden biri. Bilinçaltındaki şablonlarımız ve nefsimiz ortaklaşa bir şeyleri otomatikman devreye sokuyor.
Aklımızla fikrimizle imanımızla oluşturduğumuz niyetlerimiz o kendiliğinden oluşan niyetlerimiz kadar aktif ve kuvvetli olamıyor. Hele ki nefs-i emarede kalmışsak, onu aşamamışsak!
Bu kendiliğinden oluşan niyetlerimiz şeytanın vesvesesi midir?
Değildir çünkü Şeytan insanın mahiyetinde olmayan şeyi insana fısıldamaz. Şeytan elbette vazifesi icabı kişinin mahiyetindeki potansiyel şerleri unutturmamaya çalışacak. Mahiyetimizde olan şeyler fırsat belirince kendisini gösteriyor, heves oluyor. Biz unutsak bile Şeytan hatırlatır yine heves olur. Düşünce gücü ile o hevesi reddedemezsek ciddi bir niyet olur. O zaman bu niyet geleceğimizi gösteriyor. İşte diyor böyle böyle olacak. Ama asla bunun bilincinde değiliz. Onu niyetten bile saymıyoruz. Bu aşamada ise artık tedbir almamız gerekir. Elimizden ne geliyorsa!
Örnek: irade-i cüziyyesini Allahın emrine göre değil nefsanî isteklerine göre daha çok yönlendiren genç bir adam düşünelim (Bu örnek gerçekten yaşanmıştır; bir yakınımı anlatıyorum. Gerçi biraz zan ile anlatım oluyor ama teşbihte hata olmaz niyeti ile yazıyorum siz de o niyetle okuyun, sadece çok gerekli bir örnek).
Araba alacaktı. İstiyordu ki arabayı alınca dindar annesini dindar kardeşini istanbulun bütün camilerini dolaştırsın onları gezdirsin. Onlara söz de vermişti. Ama, yaşam tarzı dolayısıyla “arabası olunca daha kolay kız arkadaşlar edineceği” kafasını kurcalayıp duruyor. Bu ise ciddi bir niyet olmuştu ama kendisi bundan gafildi. O sanıyordu ki “nefsinin sevmediği ve hiç yaşamadığı namazlı abdestli işler için” arabayı kullanmaya niyet etmişti. Böyle sanıyordu. Gerçek niyeti bambaşkaydı: kendi direkt müdahalesi olmadan doğal olarak oluşan kuvvetli bir niyetti. Bunu görmezden geliyordu. Sonuçta arabayı aldı ve nefsinin her zamanki tercihlerine göre arabayı kullandı. İlk güzel niyetini asla gerçekleştiremedi. Annesini ve kardeşini hiçbir yere götürmedi gezdirmedi.
nihat demirkol: teşekkür ederim Ali; şimdi zihnimde bir sürü ve farklı yeni düşünceler oluşturdu söylediklerin ama içinde yer aldığım meşguliyetler içerisinde bunları ne izah edecek ne de buraya aktaracak vaktim ve halim var… ama bu yazının sende de böyle güzel ve farklı düşünceler uyandırması, farkedişlerini pekiştirmesi çok hoşuma gitti…
sevgiyle ve sağlıcakla!
Yorum Yazın
İzin Verilen Bazı HTML Kodları:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>
Trackback this post | Subscribe to the comments via RSS Feed