Tanrı Üzerine Tanımlar, Düşünceler
Nisan 17th, 2007
Yazının Yer Aldığı Kategori: Araştırma, Din, Felsefe

Tanrı Kavramı Üzerine Bazı Düşünürlerden Çeşitli Tanımlar ve Düşünceler… Buyrun okuyup değerlendirin; katılın ya da hayırlayın ve/veya kendi düşüncelerinizi, tanımlarınızı, varsa, bildiğiniz başka görüşleri paylaşın.
Ksenofanes
1)Tanrı birdir, her şeyi görür, her şeyi işitir, değişmez, ölümsüzdür ve soyut gücü ile evrendeki tüm davranışları ve değişimleri düzenler. Ancak Tanrı bir yaratıcı olmayıp evren ile özdeştir, evrene eşittir.
2)Tanrı, tüm insani özelliklerden münezzehtir.
Heraklit
Duyularımızla algıladığımız görünüş evreninin gerisinde gizlenen gerçek bir evren vardır ve o da ancak akıl ile algılanabilecek bir olgudur. Bu evrendeki sonsuz değişimler içinde tek sabit kalan şey, bu değişimleri yöneten yasadır. Ve Tanrı da, evrendeki tüm değişmelerin düzenleyici yasasıdır.
Parmenides
Değişme halinde bulunan evren aldatıcıdır. Değişmeyen, sabit duran ve bir olan evren gerçek evrendir. İşte bu “BİR”, tanrıdır ya da Tanrı ile özdeştir.
Anaksogoras
Nasıl bir taş yığınından ev, bir çamur yığınından heykel oluşamazsa; kaosta, kozmosa kendiliğinden dönüşemez. Bunun için bir plana göre çalışan yaratıcı zekaya gereksinim vardır. Tanrı da (Nus), evrenin mimarı ve yapıcısıdır ancak yaratıcısı değildir. Tanrı (Nus) bir vuruş ile evreni oluşturmuş ve sonra sahneden çekilerek evrenin oluşunu kendi haline bırakmıştır (Deizm). Evren, başlangıcından günümüze kadar, Tanrı’nın en başta ortaya koyduğu amaca ve plana göre hareket etmektedir.
Protagoras
1)Tanrılar var mı yok mu bilemeyiz
2)İnsan her şeyin ölçüsüdür. Tümel bir gerçek yoktur. Olsa olsa her insanın kendisine ait inançları vardır. O halde her görüşün karşıtı olabilir ve hangisinin doğru olduğunu göstermek için tek yol vardır. Bu da karşıdakini inandırabilme(hitabet) gücüdür.
Demokritos
Evrenin oluşumunda ortada bir amaç ve raslantı yoktur. (dolayısıyla Tanrı yoktur-H.N.) Gerçek (evren, dünya -H.N.) madde olan atomlardan oluşur.
Sokrates
Yaşam, yüksek bir gücün kontrolündedir. O kutsal güç de, dışımızda değil, içimizdedir. Bu noktada önemli olan dışarıyı, yani evreni, bilmek değil, insanın kendi kendini bilmesidir.
Eflatun(Platon)
İki evren vardır: biri; sürekli var ve yok olan, algılanabilen, nesnelerin sürekli değişmek zorunda olduğu evren; ötekisi başlangıcı ve sonu olamayan ide’lerin ya da ideallerin evreni. (Tanrısal evren) İçinde yaşadığımız duyular evrenini de ancak ide’ler evrenine katıldığı ölçüde bilmek mümkündür.
Aristo
Doğa ya da canlı güç “bir mimardır” çünkü doğa yaratabilendir. Bu mimar ya da canlı güç, belli bir plân ve amaca göre çalışır.
Scottus Eriugena
Tanrı; real töz, yani asıl gerçekliktir. Olgusal ve evrenseldir.
St. Anselmus
1)Tanrı; adalet, iyilik, bilgelik ve mutluluğun kendisidir.
2)Teklik, çokluktadır.
Aquino’lu Thomas
Tanrının düşünceleri en son olgusal nesnelerin kendileridir ve bu durumda Tanrı kendinde gerçekliktir.
İskoçyalı Duns Scotus
Felsefenin aracı olan us, vahiyle gelen Tanrı bilgisini doğrulayamaz. Din, bilimle açıklanamaz. Tanrı sözü (Din-H.N) dogmadır.
Hegel
1)Akıl ile doğa, ya da bilen ile bilinen özdeştir çünkü her ikisi de akıldır ve aynı yasalarla devinirler. İşte bu nedenle, aklın dış dünyayı kavraması aslında kendini kavraması, kendini bilmesidir. O halde gerçek, ussal olandır ve ussal olan da gerçektir. Algılarımız, tasarımlarımız ve kuramlarımız nesnel gerçeğe uygun oldukları oranda hakikat olurlar.
2) Tanrı, insan ve madde diye ayırım yapmak anlamsızdır. Evrensel cevher, saf bilinç olan ruhtur. Düşünce basamaklarını kateden insan sonunda kendisine döner. Gerçek ruhun kendisi olduğunu keşfeder. Aslında insan tanrı; tanrı da insandır.
Alexandre Dumas (baba)
Eğer Tanrı, insana yaşamaya zorladığı hayatı kendisi yaşamak zorunda kalsaydı, kendini öldürürdü.
Arthur Schopenhauer
Şu dünyayı tanrı yarattıysa, onun yerinde olmak istemem doğrusu. Çünkü, dünyanın sefaleti yüreğimi parçalar. Yaratıcı bir ruh düşünülürse, yarattığı şeyi göstererek ona şöyle bağırmak hakkımızdır: “bunca mutsuzluğu ve bu üzüntüyü ortaya çıkarmak uğruna, hiçliğin sessizliğini ve kıpırdamazlığını bozmaya nasıl kalkıştın?”
Dante Alighieri
Vaad etmemiş olsaydı, Tanrı cenneti bize, ona da etmezlerdi secde…
Franz Kafka
Ev halkını koruyan Tanrıya inanmaktan daha keyif veren ne olabilir!
Friedrich Nietzsche
1)İnsandaki güçlü ve ulu olan her şey insanüstü ve dışsal olarak düşünüldü. İnsan kendini çok küçümsedi. Kendindeki iki yanı birbirinden ayrı iki alana böldü insan; değersiz ve güçsüz yanı ile güçlü ve şaşırtıcı yanını.. İlkine insan dedi , ikincisine ise Tanrı!
2)Dünya bana bir Tanrı’nın buluşu ve rüyasıymış gibi görünüyor. Dünya canı sıkılmış bir Tanrı’nın gözleri önündeki boyalı buharlara benziyor. İyi ve Kötü, mutluluk ve acı, ve sen, ve ben, benim için bir yaratıcının gözlerinin önündeki boyalı buharlardır. Yaratıcı, gözlerini kendi üstünden çekmek istiyordu ve dünyayı yarattı. Acı çeken birisi için gözlerini kendi acısından başka bir yere çevirebilmek baş döndürücü bir mutluluktur.
Pir-i Galibi
1)Allah Ahat’tırr, zati sıfatı ile. Birdir, eşi benzeri olmayan birdir.
2)Dünyada en haliki mürşit ilimdir. İlim Allah’ı bilmektir. Kişi Allah’ı bildiği kadar alimdir. Alimse Mürşittir.
İmam Gazali
Gökte nice yıldızlar vardır ki, yerden yüzlerce defa büyüktürler. Uzak olduklarından nokta gibi görünüyorlar. Yıldızlar böyle olunca, feleğin, yani göklerin, büyüklüğü buradan anlaşılır. Bütün bu yıldızlar, bu büyüklükleri ile senin gözünde gayet ufak görünüyor. İşte bu sebeple bunları yaratanın(Allah’ın) azamet ve hakimiyetini anlayabilirsin.
Gerard de Nerval
Tanrı öldü. Cennet bomboş - Ağlayın çocuklar, artık babanız yok.
Hans Christian Andersen
Her insanın hayatı, Tanrı’nın yazdığı bir peri masalıdır.
Hz.İsa
Tanrı ruhtur, O’na tapınanlar da ruhta ve gerçekte tapınmalıdırlar.
Jean-Jacques Rousseau
Eğer insanlar Tanrı olsaydı, kendilerini demokratik olarak yönetebilirlerdi. İnsanlar Tanrı olmadıklarına göre, mükemmel bir devlet insanlara göre değildir.
Mihail Bakunin
Voltaire’in sözünü tersine çevirerek diyorum ki; eğer Tanrı gerçekten varsa, onu yok etmek gerekir.
Portekiz atasözü
Tanrı eğri çizgilerle, doğru yazar.
X. Alfonso
Tanrı tavsiyemi sormuş olsaydı, evren için daha basit bir tasarım önerirdim.
Woody Allen
1)Tanrı bana bir açık işaret gönderse -varlığına dair-! İsveç bankama benim adıma büyük bir deposit yatırmak gibi.
2)Eğer Tanrı varsa iyi bir mazereti olmalı.
H.N.–>Hazırlayanın Notu
14 Yorum Yapıldı Siz de yorumlayın
1. isimsiz&hellip | Ocak 12th, 2008 at 1:27 pm
Ben yağmurdamlası, bildiğim tek görüş bu:
“Allah her şeyi çepeçevre kuşatandır.” (Nisâ: 126)
“Allah göklerin ve yerin nurudur.” (Nur: 35)
“Allah her şeyin yaratıcısıdır.” (Zümer: 62)
“O’nun ilmi dışında bir yaprak dahi düşmez.” (En’am: 59)
ve Ayet-el kürsi:
“Allah o Allah’tır ki, kendisinden başka hiçbir ilâh yoktur.O Hayy ve Kayyûm’dur.O’nu uyuklama da uyku da tutmaz. Göklerde ne varsa yerde ne varsa, hep O’nundur. O’nun izni olmaksızın O’nun yanında şefaat edecek olan kimdir? O, mahlukatının geçmişleri ve gelecekleri ne varsa hepsini bilir. Ve O’nun mahlukatı, O’nun dilediğinden başka O’nun malumatından bir şeyi ihata edemezler. O’nun kürsüsü göklerden ve yerden daha geniştir. Göklerin ve yerin hıfzı O’na ağır gelmez. Ve en yüce ve en ulu olan da ancak O’dur./Bakara:255)
——-
ve:
“İçinizde… Görmüyor musunuz?” (Zâriyat: 21)
2. nihatdemirkol&hellip | Ocak 12th, 2008 at 1:28 pm
Kuran’ı Kerim’den yer verdiğin bu örnekler öyle örnekler ki yağmurdamlası;
“”İçinizde… Görmüyor musunuz?” ayetinde Sokrates’in,
“Allah her şeyi çepeçevre kuşatandır.” ayetinde Ksenofanes’in, Heraklit’in, Parmanides’in, biraz Hegel’in,
“Allah göklerin ve yerin nurudur.” ayetinde St. Anselmus’un,
“Allah her şeyin yaratıcısıdır.” ayetinde ise yine Xenofanes’in, Aristo’nun yaklaşımlarını görmek mümkün…
Şimdi durup düşününce Kuran’ı Kerim’in bir yerde bütün bu görüşleri tek bir elde topladığı sonucuna varabiliriz.
Bu iki şekilde yorumlanabilir.
1-Kuran’ı Kerim, Allah’ın sözüdür ve farklı düşünürler tarafından dile getirilen yaklaşımlar Allah kelamında da ispat bulmuştur.
2-Hz. Muhammed çok iyi bir araştırmacı idi ve tüm bu görüşleri -üstün zekası ile- Kuran’ı Kerim’de bir araya getirdi; kutsal kitabı oluştururken, çoğu ilk çağ filozofları tarafından ortaya atılan bu görüşlerden yararlandı (Bu, din karşıtları tarafından yapılan bir yorum… Kısa zaman öncesine kadar dinsiz olan biri olarak, bunu bilmem çok doğal :=)))
Bu güzel katkın için çok teşekkür ederim yağmurdamlası.
3. kiremit&hellip | Ocak 12th, 2008 at 1:29 pm
Tanrı mı Allah mı demeli?
Bu mesele günümüzde bazı kesimlerin rahatsız oldukları bir sorun haline gelmiştir. Kimileri biz Türküz, biz Tanrı demeliyiz derken, kimileri müslümanların Allah demeleri gerektiğini savunur. Bazı kişiler ise, Tanrı demek Allah demek değildir derler.
Osmanlı zamanındaki yazarlar ve şairler Arapça harflerle yazılmış Türkçe ve Osmanlıca kitaplarında, yazı dilinin zengin görünmesi, hep aynı sözcüklerin kullanımından kaçınılması gerektiği üzerine, Arapça, Farsça, Türkçe dillerinde Allah anlamına gelecek çok sayıda kelimeleri yazılarında kullanmışlardır. Çalap, Yezdan, Bari, Hak, Huda gibi, Tanrı da “Tanrı teala” şeklinde bazı kitaplarda Allah lafzının yanısıra yazılarda kullanılmıştır.
Tanrı sözcüğü esas itibarıyla, çok eski zamanlarda Türkçede “gök yüzü” anlamına gelir. bilinen ilk şekli “tengri”dir.
Benim fikrim:
Nasıl ki teknolojik yeniliklerde bir teknoloji ürünü veya modeli ilk aldığı isimle bütün dünyada kullanılıyor ve kimse buna itiraz etmiyor, dinlerde de bozulmalar oldukça, eski anlayışlarda gidilen yanlışlar ayıklanmış, son peygamberle insanlara duyurulmuştur. Son dindeki terimler önem taşır. Son din İslam olduğuna göre, bu dinde Allah lafzı neyi nasıl ifade ediyor düşünülmelidir.
Arapçada Allah sözcüğü öyle bir kelimedir ki çoğul yapılamamaktadır. İlah çoğul yapılabiliyor.
İlah daha geniş anlamdadır. Kuranda bile Allah yerine kullanıldığı olmuştur. ilahukum ilahun vahidun gibi. Yani ilahınız tek ilahtır anlamına geliyor. Eğer Tanrı demek ilah demektir deniyorsa, bu iddia sahipleri bunu da dikkate alsın.
Bence Kuranda anlatılan “Allah” diğer dinlerde ve inanç sistemlerindeki Tanrı’dan farklı olduğu için, titiz müslümanlar Allah demeyi tercih etmelidir.
Tanrı diyenler ise, müslüman iseler, zaten Kuran’daki Allah’ı kasdetmek niyetiyle Tanrı dedikleri için niyet itibarıyla yanlış bir şey yapmıyorlar. Bu benim fikrim. Bana gelince, ben her zaman Allah derim.
Dilimizi öz Türkçe olmayan sözcüklerden arındırmaya kalksak, dini terimlerden önce ele almamız gereken çok şey var ki pek çoğunu istesek de değiştiremeyiz. “ve” bağlacımız bile Arapçadır. “Herkes” Farsçadır. Kitap Arapçadır. Daha çok örnekler var ama belirtmek gerekmez. Batı dillerinden de dilimize geçen spor ve daha birçok dilimize iyice yerleşmiş sözcükler var.
bu yazım konu ile ilgili görünmeyebilir ama Kuranda anlatılan Allah, diğer dinerdeki ve inanç sistemlerindeki Tanrıdan farklıdır, onların vasfettiği her şeyden münezzehtir konusu sözlerimin arasında dolaylı olarak geçmiştir. Kuranda Allah nasıl tanımlanıyor, müslümanlar ne kadarını biliyor, anlayış kavrayış kapasiteleri ne derecede gelişmiş, diğer insanlara nasıl anlatabiliyorlar, bu da ayrı bir konu.
Birkaç yıl önce islamı kabul etmeyen bir arkadaşımla uzun uzun dinden, islami siyasetten konuşmuş, tartışmıştık. Belki üç saat sürmüştü. Sonunda bu arkadaşım bana manidar bir şey söyledi: “Dikkat ettin mi saatlerce konuştuk ama hiç Allah’tan konuşmadık!”
4. isimsiz&hellip | Ocak 12th, 2008 at 1:29 pm
Önceki yoruma ek: Allah kelimesinin gücü
Hollandalı bir psikolog olan Vander Hoven Kur’an okumanın ve ALLAH kelimesini tekrar etmenin hastalar ve sağlıklı insanlar üzerindeki etkilerini bulduğunu açıkladı.
Hollandalı profesör üç yıldan beri bir çok hasta üzerinde araştırma ve çalışmasını yaparak yeni buluşuna ulaştığını söyledi.
Hastalarından bazılarının Müslüman olmadığını, bazılarının da Arapça bilmediğini belirten Hoven hastalarına ALLAH kelimesini öğrettiğini söyledi.
Alınan sonucun çok mükemmel olduğunu, özellikle depresyon ve tansiyon hastalarında çok daha iyi sonuçlar verdiğini belirtti.
Profesör Haven ALLAH kelimesini oluşturan harflerin psikolojik hastaların üzerindeki etkilerini açıkladı.
-ALLAH kelimesinin ilk harfi olan –A- harfi solunum sisteminden direk çıkıyor ve nefes almayı düzenliyor.
- Damaktan söylenen –L- harfi ise, (Arapçada çıkarıldığı şekilde) dil hafifçe damağın üst kısmına dokunuyor ve çene kısa bir duraklamayla birlikte aynı işlem tekrarlanıyor.(İki –L- harfi olduğu için) Bu işlem nefes alıp vermeyi rahatlatıyor
- Son harf olan –H- harfi çıkartılırken akciğer ve kalp arasında bir ilişki oluşuyor ve işlem sonucunda kalp atışları düzeliyor.
Bu araştırmayı yapan Hollandalı profesör Müslüman değil, fakat İslam ilimlerine ilgi duyan ve Kur’an-ı Kerim’in sırlarını araştıran bir psikolog.
Kaynak: iyibilgi.com
5. dogancanülker&hellip | Ocak 12th, 2008 at 1:30 pm
Tanrı, eğer varsa, çok yanlış yapıyor.
d.ü
6. zehra&hellip | Ocak 12th, 2008 at 1:30 pm
iman etmemiş olsaydımda benim icin tek yaratıcı olurdu zira beynım yaşam olayını ancaak bir yaratıcı yapmıstır derdı ve o yaratıcı ne kendını koruyamayan doga nede ınsan olurdu .
ama cok sukur ıman edıyorum…
islamın güzelligini tadanlardanım rabbim dilerim tadamayanlarada nasıb eder…
7. duyuşen&hellip | Ocak 12th, 2008 at 1:31 pm
tüm bu tanımlamarın ne kadar yavan ne kadar basit ve eksik kaldığını ancak kuranı kerimi okumuş biri anlayabilir.kuranı kerim hiç bir başka kaynağa ve tanımlamaya gerek kalmaksızın bize Allah ı evreni ahireti anlatmaya yetecek bir kayaktır.
gerisi boş laftan ve felsefe den öteye geçemez ve din bir felsefe değildir.
geçmiş bayramınız mübarek olsun.
8. haylazyağmur&hellip | Ocak 12th, 2008 at 1:32 pm
Bu tartışmalar ve insan beynindeki ikilemler ilk insandan günümüze sürdü ve sürer gider…
Bizim için aslolansa (Müslümanlar olarak) Kuran-ı Kerim’dir
ondaki ayetler ,bize rehber olarak gönderilmiş bir peygamber…
Tek Allahın varlığının isbatıdır…
Tabiki hepimizin içinde zaman zaman çelişkiler oluşmuyo mu?
bu soruya hayır diyenler bence biraz yalan söylemiş olur…
hepimiz zaman zaman vesveselere kapılıyor,neden şöyle neden böyle gibi kaosların seline kapılabiliyoruz…zaten felsefe akımıda bundan doğmuştur,teması din ve neden…
Geçen gün gökkubbede gezinti diye bir belgesel izledim insan hayretten donakalıyor… bizim dünyamız evrenin içinde bir zerre,büyüklüğü ve ihtişamı akıl almaz durumda
sonra düşünüyorum
mümkünmüdür bir yaratıcısı olmayan evren bu ahenkle hiç bir aksama olmadan milyarlarca yıl varlığını sürdürsün…sistemler birbirine girmesin,gezegenler çarpışmasın,güneş hiç görevini unutmadan her sabah dünyayı aydınlatsın ne fazla yaklaşıp dünyayı kavursun ne de uzaklaşıp dondursun…milimetrik hesaplarla ayarlanmış gibi sanki…bunların tesadüfen olduğunu düşünmek imkansız…Birde evrende zaman kavramı olmadığını düşünürsek eğer bize çok uzun yıllardır varlığını sürdürüyor gibi hissedilen yaşam ve oluşum Allahın sonsuzluğu ve zamansızlığının büyüklüğü içinde sanırım göz açıp kapayana kadar geçmiştir…
9. incelikler&hellip | Ocak 12th, 2008 at 1:32 pm
Müslüman olarak bu fikirlere katılmam pek mümkün değil tabi.Allah (c.c.)birdir,herşeyin yaratıcısıdır.Evreni yarattıktan sonra (bazılarının görüşüne göre)bir kenara çekilmemiş ve sürekli yaratmaya devam etmektedir.Birkaç tanrı olsaydı,bu mükemmel düzen olamayacaktı.Ve eğer bir şey yaratılmaya devam etmezse de ölmeye mahkum olur.Anne babalar çocuklarını yaptıktan sonra (biraz argo bir tabir oldu ama) kendi hallerine mi bırakırlar?
Filozofların söylediği bazı sözler bizleri etkiler.Bize doğru gelenleri de olabilir ama ben Kur’an-ı Kerim’i bulduktan sonra (benim gerçek manada bulmam,yoksa 1400 yıldır mevcut)başka hiçbir felsefe kitabını okumaya lüzum olmadığını görüyorum.
10. nihatdemirkol&hellip | Ocak 12th, 2008 at 1:33 pm
Kiremit:
Yer verdiğim tanım ve düşüncelerin sahibi olan düşünürler genellikle Tanrı sözcüğünü kullandıkları ve de o şekilde düşünerek oluşturdukları için felsefelerini, ben de başlıkta Allah yerine Tanrı sözcüğünü kullanmayı daha uygun buldum.
Ayrıca bunca değerli bilgi için çok teşekkür ederim… Okuyucular için çok aydınlatıcı olacağından eminim.
zehra:
Kendini koruyamayan doğa ifaden çok açıklayıcı ve etkili bir ifade olmuş inan :=))
Haylazyağmur:
Felsefenin kökeninde “neden” sorusunun yattığı ve gelişiminin de yine aynı soruya bağlı olduğu çok aşikar… Ama işte “neden” lere her zihnin verdiği yanıt aynı olmuyor; bu yüzden kimileri o “muhteşem” dediğin sistemin oluşumunu Allah ile açıklarken, kimileri de kendince başka açıklamalar getiriyor… Ben, düşünülererk ve araştırılarak ulaşılmış her sonuca (katılmasam da ) sonsuz bir saygı besliyorum…
duyuşen:
Boş ya da değil, İlkçağ ve ortaçağ filozofları o düşüncelere kafa yorarak, okuyarak, gözlemler yaparak ulaşmışlar… Bence kutsal kitabı eline alıp “okuduğum doğru” diye düşünüp, büyük bir tembellikle direkt kabullenenlerden çok daha değerliler.
Ve Sevgili İncelikler: :=))
Çoğu zaman çok uç düşünüyorsunuz; bu bazen çok da hoşuma gidiyor zira kendinden eminliğin göstergesi bu; buna da saygı duymamak elde değil.
“ben Kur’an-ı Kerim’i bulduktan sonra başka hiçbir felsefe kitabını okumaya lüzum olmadığını görüyorum.” diyorsunuz…
Olabilir ama hissettiğimiz sonsuz inanç, yine de okumaya, başka görüşleri öğrenmemeye engel olmamalı; belki onlarda değişik bir ayrıntı yakalarsınız, belki gördüğünüz yanlışlar sizi doğruya ulaştırır… Ben bunun için her kaynağı incelemekten ve okumaktan yanayım…
Ayrıca Anaksagoras’ın düşüncelerine verdiğiniz yanıtı çok doğru buluyorum. Bir yaratıcının varlığı kabul ediliyorsa, onun yaratıp bir kenara çekilmesi çok mantıklı bir yaklaşım olarak gelmiyor bana da. “Yaratma eylemi sürekli olmadığı zaman” imtihanın da anlamı kalmıyor. İmtihan varsa ortada, sürekli de ilgi gerekir imtihan edilene ve onun hizmetine sunulmuş her şeye
11. duyuşen&hellip | Ocak 12th, 2008 at 1:33 pm
ilk ve orta çağ filozoflarının yaradılış üsütne kafa yormaları evreni ve yaradılışı varolmanın sebebini bulmaya çalışmaları tabikisaygı duyulacak bir çaba .günüzmüzde buna gerek duymayan kendi kendine dahi varoluşunun sebebini düşünmekten aciz büyük bir ölü beyin yığını varken onlara saygı duymamak ayıp olur.
ama elimde kuran-ı kerim gibi bir kaynak varken müslüman olduğumu idda ederken gidipte aristo,hegel,kafka vs. vs. doğru demiş demeye gerek görmüyorum.
dediğim gibi islamiyetin felsefe olmadığını ve filozoflar la değil din adamlarının görüşleriyle kaşılaştırılması yada tartışılması gerektiğini düşünüyorum.
dini üstün zeka ve felsefeye dayandırmanın inancı zayıflattığı ve insanın kendini peygamberler aynı kefeye koymaya varacak derece üstün görmeye kadar götürdüğünü düşünüyorum.
araştırmadan doğruya ulaşılamaz ama neyi nerde aradığın da önemlidir.
12. nihatdemirkol&hellip | Ocak 12th, 2008 at 1:34 pm
Duyuşen:
Bir de şu şekilde düşünülebilir; Anaksagoras’tan Kafka ve Nietzsche’ye kadar olan Tanrı’yı anlamaya ve tanımlamaya yönelik ortaya konan ciddi düşünceler, düşüncenin gelişimi ve bilginin kaynağı hakkında da fikir vermeleri açısından da ayrı bir önem kazanıyor…
İlk Antik Yunan Filozofları çoğunlukla gözlemleri aracılığı ile Tanrı’yı ve doğanın oluşumunu anlamaya çalışırlarken bilgi edinmede daha sonraları gözlemin yanı sıra akıl, araştırma-inceleme gönül, deney gibi yöntemlere baş vurulmuş ve bu yöntemler bilimin gelişiminde de önemli rol oynamıştır. Bu açıdan felsefenin ve felsefecilerin önemi çok çok önemlidir.
Düşüncenin gelişimini de ortaya koyan bu hiyerarşi bizlere aynı zamanda insanlığın gelişimi hakkında da düşünme ve bunu araştırma fırsatı vermiştir. Burda da yine felsefesin bilime dolaylı bir katkısı söz konusudur.
Ayrıca birçok İslam Düşünürü kendi felsefelerini oluştururken Eflatun başta olmak üzere Aristo, Sokrates gibi birçok İlk Çağ düşünürün görüşlerinden ziyadesiyle faydalanmış ve gelişen İslam Felsefesi de İslam Dini’nin anlaşılmasına ve yorumlanmasına büyük katkılar sağlamıştır.
Şimdi kalkıp da “onların devri bitti, anlaşılacak yönleri de anlaışıldı, zaten bizim elimizde de bize her şeyi söyleyen Kutsal Kitabımız var; faso fiso bunlar” demek ve bu büyük beyinleri hiçe saymak olmaz…
Hem kaldı ki Kutsal Kitabımız’dan öğreneceklerimizi bile batı düşün ve bilim insanları söyledi bize… Bizler öyle tembel huyluyuz ki; çünkü “felsefe ve bilime gerek yok, bize kitabımız yeter” diyoruz.. ama düşünmeyi ve bilgiye giden yolu da bilmediğimizden o kitabın içinde saklı olan felsefi ve bilimsel gizilleri ortaya çıkramıyoruz…
13. isimsiz&hellip | Ocak 12th, 2008 at 1:34 pm
Yağmur Damlasından:
Biliyorsunuz ki,adem aleyhisselamdan Peygamberimize(sav) kadar 124 bin peygamber gelmiştir.( Kuran da bir kaç tanesinin adı geçer)
Onların kimisi sadece kendi kavmine,kimisi kendi zamanındaki bütün insanlığa kimi Nebi, kimi Resül olarak gelmiştir.
Ve Kaynak Tek’tir. Şeriatlarındaki ufak tefek farklılıklar olmuştur. ama temel ibadetler(namaz gibi) hepsine emredilmiştir.
bu yüzden hemen her devirde yaşayan bir elçi olduğu için Allah inancının bir çok düşünen insan tarafından doğrulanması gayet doğaldır. Ve şimdi bilemeyiz ama belki bir çoğu kendi dönemindeki peygambere iman etmiş kişiler olabilir. (eskiler)
Fakat son Peygamber Hz. Muhammed(sav) kıyamete kadar Kitabı kalacak şekilde gönderildikten sonrası için;
imanın bir bütün olması yani:
“Lailaheillallah
Muhammedun Resullulah” olması şarttır.
Dilerim -şu anda yaşayan insanlar için söylüyorum-, birinci bölümüne inananların, o güzel inancın hürmetine ikinci bölümüne de tam olarak iman edebilirler.
14. yüKseLenBaŞaK-çiLeKliS&hellip | Ocak 13th, 2008 at 3:47 am
İmam-ı Gazali ve Pir-i Galibi çok güzel özetlemiş
Yorum Yazın
İzin Verilen Bazı HTML Kodları:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>
Trackback this post | Subscribe to the comments via RSS Feed