Tedbirin Böylesi
Haziran 14th, 2008
Yazının Yer Aldığı Kategori: Ayrıntı, Çocuk Eğitimi

Tedbirimizi, henüz vukuat ortaya çıkmadan alma ve belki de hiçbir zaman ve şekilde zihinlerde yer almayacak gerçekliği zihne yerleştirme gibi garip bir özelliğimiz var…
On yedisindeki kızını, işlettiği pastanede, yanına, yardımcı olması için alan anne, kızına tembihlerini daha baştan sıralar:
–Müşterilerle, gerekli haller dışında konuşma, laubali olma… Mümkün olduğunca tezgâhın gerisinde dur; sarkıntılık etmeye, seninle diyalog kurmaya çalışanlar olabilir; alâkasız soruları geçiştir.
Kaba tabirle “eşeğin aklına karpuz kabuğu düşürme”, “uyuyan yılanı uyandırma” dır bunun adı… Henüz ortada olmayan bir sorunu olmuş, olabilir varsayarak bu tür tembihlere ve tedbirlere yönelmek, sorunun bedenlenmesi için gerekli zihinsel alt yapıyı hazırlamaktır…
Bir önyargı içine girilmeden ve art niyetli bir gözlemle hareket edilmeden izlense süreç… Ve sorun belirdiğinde müdahale ve tavsiyelerde bulunulsa; o zaman sürecin kahramanı kişi/kişiler de, hangi neden/ler/den dolayı böyle hareket edildiği konusunda daha bilinçli olacaklar ama… Yok işte…
Ortada hiçbir neden/sorun yokken tedbir almak, tembih ve tavsiyelerde bulunmak, sorunun ortaya çıkması için gerekli zihinsel alt yapıyı hazırlamanın ve felakete başlangıç yaratmanın yanında, kendi üzerinden tedbir alınan kişide de “kendisine güven duyulmadığı” düşüncesini, önü alınamaz bir tedirginliği, bu tedirginliğin yaratacağı hataları, ilginin tedbir hedefine yönelmesini doğurur ki zaten sorunu fiziksel dünyaya taşıyan da, kişideki bu etkilerdir.
İşte bunun adı, düşüncenin fiziksel gerçekliğe dönüşmesi, içte olanın maddi evrende karşılık bulmasından başka bir şey değildir…
Her zaman dediğim gibi; içimize doğmaz, içimizdeki doğar hayata.
not: üç ay kadar önce kaleme aldığım bir yazı… paylaşmak şimdiye kısmetmiş (vardır bir hikmeti )
Yazının Yer Aldığı Kategori: Ayrıntı, Çocuk Eğitimi
14 Yorum Yapıldı Siz de yorumlayın
1. Arzu-hal&hellip | Haziran 14th, 2008 at 11:43 am
Kötülükleri önceden haber vermek Kur’an-ı Kerim’de de var. İçkinin haram olduğu bildirilir. Siz önce biraz için de sonra bırakın, uzak durun denmiyor. Zinaya yaklaşmayın buyuruluyor. Zina yapmayın bile değil. Bunlar da önceden bir uyarı değil midir? İşler olup bittikyen sonra, ondan sakınmak biraz zor oluyor. Uyuşturucunun zararları anlatılmasa (zaten haram) herkes denemek isteyebilir. Denedikten sonra da zaten alışmış oluyorsunuz.
Sahi siz bir söz vermiştiniz. Acaba…?
Eğer çok tehlikeli bir durum değilse (yani haram gibi), o zaman insanlara kötülükleri öğretmemek daha doğru. Özellikle çocuklara. Tv. dizileri bu konuyu hiç önemsemiyor. Bir iyilik anlatılmak isteniyor gibi görünüyor ama kötülüklerin görüntülenmesiyle anlatılan iyilikten ne hayır gelir?
nihat demirkol: bu yazımda kastettiğim, herkesin üzerinde hemfikir olduğu gerçeklerden ziyade, sanmalar’ımız… yoksa nesnel tehlikelerden haberdar etmenin ve edilmenin bir sakıncası olamaz… ancak, böyle de olsa, bir şeyin günah olduğu üzerinde sık sık durmamak ve insanları da bu yönde çok uyarmamak gerek… bunun yerine güzel hal ve hareketlerden, sevap yönelimlerden sıkça bahsetmek ve yasaklara odaklanmaktansa, sevap ve güzel şeylere odaklanmak çok daha hayırlı bence…
2. Ay-sima&hellip | Haziran 14th, 2008 at 4:34 pm
Biraz korkak milletiz, başımıza bir şey geldigi , canımız yandıgı zaman başkalarının da başına gelmesin için onları koruma adına yapıyoruz bunları, eger birde dediklerimiz tutarsa işte o kişi yandı, ben dememişmiydim diye birde efeleniriz kalbu ki bırak buda onun tecrubesi olsun ama kökten böyle yetişdigimiz için kabuklarımızdan sıyrılamıyoruz…
”içimize doğmaz, içimizdeki doğar hayata” bende diyorum ki; ŞU HADİSİ KUDSİ delilimiz olsun= BEN KULUMUN ZANNI ÜZEREYİM.
3. Nihat Demirkol&hellip | Haziran 14th, 2008 at 5:33 pm
AY_SİMA: çok teşekkür ederim ay-sima, hadis destekli yorumun için: HARİKASIN
“ben kulumun zannı üzerineyim” hadisi kudsi sinde aktarılan gerçek o kadar önemli ve de büyüleyici… zira hayatımız, zanlar üzerine kurulu… nerdeyse tamamı ile ile zanlar üzerine… (yapamam, edemem, imkansız, şöyle, böyle, öyle vs. hepsi)
zanlarımızı olumlu yönde yeniden yapılandırarak, hayatımızı mükemmel ve yüce hale getirmemiz mümkün; hem maddi hem de manevi…
başkalarındaki zanlarımız, aslında kendimizde olan zanlarımızdır (bu, bir kaç yazı öncesinde değindiğim; başkalarında gördüğümüz iyi veya kötü yönler/şeyler aslında kendimizde gördüklerimizdir görüşü ile de örtüşüyor) Böylece kendi içimizdeki zanlarımızı susturarak veya tamamı ile yok ederek, içimizi zanlardan (ve zan kapsamında yer alan şüphe, korku, endişe, iyi, kötü, güzel çirkin gibi öznel değer ve yargılardan) temizleyebilir, bunların yerine (inanmasak da inanmış gibi hareket ederek) güzel zanları koyarak; yaşamımızı ve başka yaşamları harikulade hale getirebiliriz… Ki Allah’a gerçek anlamda kulluğun da daha çok bu yönde olduğunu düşünüyorum… Yaşamı/Dünya yı güzelleştirecek olan yaklaşım da budur…
……..
Zanlarımız gerçekliğe dönüşmesi aslında, bizim, olacak olanı önceden görme yeteneğimizden veya çok iyi tahmin sahibi olmamızdan kaynaklanmıyor… Aslında sadece zannetmemizden dolayı gerçeklik buluyor… Burda da -değindiğin gibi- başka bir zanna kapılıyor ve “gördün mü, ben sana dememiş miydim?” diye kendi egomuza pay çıkarıyoruz… Halbu ki, daha güzel bir şey varsaydı ya da hiçbir varsayımda bulunmasaydı, tüm bunlar olmayacaktı… Ne garip de mi; kendi kendini doğuran duygu: zan
Tüm bunlardan ben, bir de şunu çıkarıyorum.. başımıza gelen talihsizliklerden ve içinde yer aldığımız şartlardan dolayı başkalarından daha çok kendimizi suçlamalıyız… zira bizim zannımız o yönde olduğundan o yönde bir yaşantı içerisine giriyoruz… atıyorum; zengin olmanın Türkiye şartlarında çok zor olduğunu,torpilsiz hiçbir iş gerçekleştirilmeyeceğini, zenginliğin insanın ahlakını bozduğunu, disiplinli bir yaşamı oluşturamayacağımızı, hiç çocuk sahibi olamayacağımızı vs. vs. zannediyoruz da zannediyoruz… sonrasında ise, birilerini suçlayıp duruyoruz: Ya Allah ı, ya siyasetçileri, ya zenginleri…
En çok suçlu (hatta belki de tek suçlu) ise biziz; bunu bilmiyoruz…
…………….
Allah’a bakışımız da zanlar üzerine kurulu: bazı kimseler Allah’ı zalim, kendisine karşı adaletsiz, isteklerine karşı duyarsız vs. olarak görürler… ve gerçekten de Allah, bu zanlarına hizmet eder… Allah’ın her daim kendisini gördüğünü, gözettiğini, merhameti/bağışlaması/esirgemesi ile yanında/yakınında olduğunu, zor anlarında maddi-manevi kendisini desteklediğini vs. düşünen ve bunlara yürekten inanan, o yönde beklenti ve hareket içerisinde olan kimseye ise; Allah bu yönde bakar ve hizmet eder…
Kısacası gerçekten de hayatımızın şeklini ve içeriğini belirleyen yegane şey ZANLARIMIZ… başka bir şey değil.. zannet ve olsun…
Çok teşekkürler!
konuyla ilgili iki yazım:
*şüphe: Kendi Küllerinden Doğan Duygu
*içten Dışa Akan Dünya
4. E. Ali&hellip | Haziran 15th, 2008 at 2:30 am
Arzuhal’in yorumuna aynen katılıyorum. Ama sizin yazınızdaki esas kastettiğiniz fikir hakkında evet, aynen öyle oluyor ne yazık ki. Mesela ben babamın haltları yüzünden üniveristeden mezun olamamıştım. çok üstüme geldi. baskılarının ve huysuzluklarının haddi hesabı yoktu. bir namaz kılıyorum diye hayatı bana zindan etti. “sen şimdi şunu da yaparsın! yaparsın! yapacaksındır! diye nefretini kustukça ben onları yapar buldum kendimi.
ayrıca gitmiş bütün sülaleye beni humeynici diye anlatmış.
Hiç alakam olmayan yerler..
Eğer babam öyle aşırı paranoyakça nefretini kusmasaydı üniversiteden başarıyla mezun olurdum eminim.
Hakkımı her zaman helal etmişimdir. Böyle yazdım diye babamı suçluyorum sanılmasın. Yaşanılacakmış yaşamışım. geçmiş gitmiş. belki de böylesi daha hayırlı olmuştur. Allah bilir.
Yaşanmış bir örnekle yazınızı teyit etmek için yazdım o kadar.
Benim filan akımlara kapılacağım endişesine kapılmadan bana o cereyanlar hakkında sakin sakin konuşsaydı.. sorular sorsaydı.. kafamda soru işaretleri bıraksaydı daha iyi hareket etmiş olurdu. Allah rahmet etsin.
Bu yazdığım gerçek örnek sizin örneklemelere tam ters bir şeydi ama etki-tepki veya olayın cereyan etme tekniği aynıdır.
Ayrıca okuyan ana babalara ders olsun. Her şey kararınca, ölçülü olarak, bazen de çocuğa hiç hissettirilmeden yapılmalı.
5. Arzu-hal&hellip | Haziran 16th, 2008 at 4:05 pm
Fakat zan ile tedbir birbirine karıştırılmamalı. İkisi çok farklı kavramlar.
nihat demirkol: evet farklı… ama buluştukları bir yer var: çoğu tedbire, hep zanlar esas alınarak yöneliniyor… burda da üzerinde durduğumuz, bu türden bir tedbir… yoksa ne mantık, ne tedbir nesnesi üzerinde bir yaşanmışlık, ne de başka bir şey var ortada; sadece zan var!
6. Arzu-hal&hellip | Haziran 17th, 2008 at 5:45 pm
İnsanın eşeği hiç kaçamamış olabilir hayatında ama başkalarından gördüğü üzere eşeğini bağlar, kaçmasın diye. Bu zan mıdır sizce?
Ben biraz bu şekilde yetiştirildim. Sizin anlattığınız olaydaki gibi. Aman şöyle öyle olur böyle olur vs. Koruyucu bir ailede büyüdüm yani. Gençken biraz kızardım buna ama şimdi başıma birşey gelmediyse onların sayesindedir. Allah beni uyaranlardan razı olsun.
Eğer o kız hiçbirşey yapmadığı halde annesi onu suçlasaydı, bu zan olurdu.
Veya bu tam tersi de olabilir. Birisini tanımadan, bu kişi çok iyi bir insandır, çok güvenilirdir demek de zandır ki bu da iyi birşey değildir. Çünkü bazı insanlar onun sözüne güvenerek bazı işler yapıp zarar görebilirler.
7. Ay-sima&hellip | Haziran 17th, 2008 at 10:53 pm
Burda sadece zannına göre fikir yürütüyor…
Zan, “sanmak, tahmin etmek” manasına geliyor. Hüsn-i zan, iyiye de kötüye de yorumlanabilecek bir işe, güzel yönünden bakmak demektir. Bunun zıddı su-i zan olup “her şeye menfi yönden bakmak, insanların fiillerini ve davranışlarını kötüye yorumlamaktır
İnsanı su-i zanna sevk eden en önemli sebep, kendi mizacının bozukluğu yahut kendi hayat düzeninin çarpıklığıdır. Daima karşısındakileri aldatan bir insan, herkesin sözlerini şüphe ile karşılar ve her işin altında bir hile, bir oyun arar.
Ey iman edenler, zandan çok sakınınız. Zira zanın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerini arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allahtan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul eden, rahmeti çok olandır (S. Hucurat,12)
Selam ve dua ile
——————————————————————————–
8. Ay-sima&hellip | Haziran 17th, 2008 at 10:59 pm
Her şeyde bir art niyet aramaya, yanlış düşünüp yanlış yorumlamak da su-i zan’dır.
9. adankana&hellip | Haziran 18th, 2008 at 10:03 pm
valla iki tarafı kör değnek.
tamam daha ortada birşey yokken bazı şeyleri erkenden dile getirmek beraberinde belki başka sıkıntıları getirebilir ama devir öyle kötü kü, anne babaların da bu tür uyarılarda bulunmaktan kendilerini alıkoymaları zor.
küçük çaplı bazı olumsuz deneyimleri çocukların, gençlerin kendilerinin birebir yaşamaları çok daha iyi olacaktır gelişimleri adına. ama bazı şeyleri var ki yaşananlar bir ömre yansıyor herşeyiyle. gelecek korkutuyor, herşeye güvensizlik başlıyor gencecik yaşta. anne babalar da ne yapsınlar, tabi ki çocuklarının iyiliği için deneyimlerini paylaşmak, aktarmak istiyorlar. bazen yanlış sonuçlara yol açsa da….
ben bilemiyorum, endişeleniyorum bazen çocuklarımız adına. şimdilik yolun başındayız daha. Allah herkesin çocuğuna hayırlı gelecek nasip etsin….
nihat demirkol: hoşgeldiniz
iyi ki geldiniz…
konu ile alakalı olarak kısaca şunu söyleyeyim; içinizi tam anlamı ile ferah tuttuktan sonra (yüzde doksandokuz) hiçbir şey gelmiyor başınıza ve yanınızdakilerin başına… ama içinizdeki (olumsuz)zanna rağmen tedbir almazsanız, yanarsınız… ya içinizdeki olumsuz zannı tam anlamı ile yok edecek ve büyük oranda sıkıntısız yaşayacaksınız ya da zannınızla ve buna uygun tedbirlerle birlikte yaşayıp duracaksınız…
ne olursa olsun, büyük veya küçük sorun karşısında, rahat olmak, güvenmek ve bu rahatlığı ve güveni de yüreğimizin derinlerinden gerçekten hissetmek lazım…
:D ) dilerim her şey yolundadır… lütfen bana mail atın!
………
neyse… sahi, siz nasılsınız..? yeni kardeş dünyaya geldi sanırım (aman tedbirli olun; malum yaz sıcakları, pişikler, sıcakta cirit atan bakteriler
aklıma son anda bir şey geldi, konu ile ilgili ve bebeklerle… onu da söyleyeyim bari: çocuklara ilişkin geliştirdiğimiz zanları ve çocukların rahatsızlıklarını gerek kendi içimizde gerekse dışımızda (lafını ederek) yaşatmamak lazım… atıyorum, çocuk geceleri uyumuyorsa: bizim çocuk hiç uyumuyor diye durmadan düşünmemek, bunun üzerinde konuşmamak lazım… beşiğini sallamadan uyumuyorsa çocuk, aynı şekilde bu düşünceyi de (ki zan aslında) içimizde ve dışımızda çok yaşatmamak lazım… zira, hakkında ne kadar düşünülüp konuşulursa, o şey, hayatımızın o kadar gerçeği oluyor… olumsuzu hayatımızdan kovmak istiyorsak, üzerinde durup düşünmemeliyiz (gereğinden fazla yani; baskın düşüncemiz haline getirmemeliyiz)
teşekkürler ziyaret ve yorumunuz için!
10. Kayra&hellip | Haziran 19th, 2008 at 4:08 am
Çok güzel bir konuya değinmişsiniz.Yazıyı geç okumuş olmam iyi olmuş.Aksi takdirde birbirinden güzel ve değerli yorumları okuyamayabilirdim.
Ben bazı hastalıkları öğrendiğimde bile başıma gelir.Sakınan göze çöp mü batıyor ne?
Ali Abi’nin verdiği örnekle sık karşılaşıyorum.Çevremde o tür davranışlarda bulunan bir sürü insan var ne yazık ki.
Henüz benim başıma gelmedi.Ama oldu olacak gibi…(İnşallah olmaz.)
Okul kapanmadan 3-4 hafta önce Dil ve Anlatım öğretmenimiz ebeveynlerin (bir kısım ebeveynin tabi) çocuklarına karşı neden sürekli bir güvensizlik içinde olduklarını sormuştu.Herkes kendi hayatından örnek vermeye başladı…
“Ağaç yaşken eğilir.Kişiye küçüklüğünde sorumluluk verilmez ise kişinin sonraki yıllarda yaptığı her hareketinden şüphe edilir.Kişi kendisine güvenilmediğini sezer ve korkulan başa gelir..” gibi birşeyler söylemiştim.Çok net hatırlamıyorum.Ama bunun gibi bir şeyler söylemiştim.
11. kuaybe&hellip | Haziran 20th, 2008 at 9:19 am
peygamberimiz buyurdu ki :insanların hatırlarında olmayanı hatırlatarak onlara ipucu vermeyin, sonra yalan söylerler.baksanıza yakub’un oğulları kurdun insan yiyeceğini düşünmezken o ,kendilerine onu kurt (gelip) yemesinden korkarım diye telkinde bulunduğu için ,onlarda ‘yusuf’u kurt yedi dediler’.
-yakup dediki:’onu götürmeniz beni elbette üzer;siz ondan habersizken ,onu kurt yer diye korkuyorum’-yusuf suresi 13
nihat demirkol: bu çok güzel bir (kuransal) destek oldu… teşekkürler kuaybe!
12. E. Ali&hellip | Haziran 23rd, 2008 at 6:48 pm
@kuaybe:
İslam dini ile birlikte zaman geçtikçe bazı kişiler insanları şu veya bu şekilde eğitmek amacıyla, bazı sözlerin etkili olması için o eğitici sözlerin hadis olduğunu söyleyenler olmuş. Bazen devlet çıkarları için hadis uyduranlar olmuş. Günümüzde bütün islam alimlerince en güvenilir kaynaklarda bu hadis eğer yoksa şu düşünülebilir:
Hz. Yakup bir peygamberdi. Feraset sahibi idi. Oğullarının kıskançlığını elbette biliyordu. cinayet işleyebileceklerini dahi tahmin etmiş olabilir.
Bu yüzden onları onlara farkettirmeden yönlendirip daha kötü bir şeyin önüne geçmek için öyle konuşmuş olabilir.
Hadis gerçek ise, yine sonuçta şunu çıkarmak mümkün: insanların davranışlarını bazı sözlerle yönlendirebilirsiniz. bunu iyi kullanın. haksızlıklara yol açmadan en iyi şekilde değerlendirin.
Peygamber efendimiz hem insanların akılları nispetinde konuşurdu, hem de sözlerinin umuma yansıyacağını biliyordu. Onun her sözünün çok etraflıca düşünülmesinde yarar var.
13. kuaybe&hellip | Haziran 27th, 2008 at 11:17 am
@E.Ali :
hadisin sahihliğini araştırmadım .ama farklı kaynaklardan meal okuma çabasındayım . okuduğum meallerden birinde geçiyordu.(feyzul furkan- hasan tahsin feyizli)
hem öğreten hem öğrenen durumunda biri olduğum için evet dikkat etmem lazımdı belkide.en kısa zamanda araştırıp yazarım umarım =)
14. susuzbalık&hellip | Temmuz 1st, 2008 at 8:39 am
Henüz dış alemde varlık bulamamış olayları düşünerek ,onların oluşumuna katkıda bulunduğumuza ve neyi düşünürsek bunun kaderimiz olacağına da bütün kalbimle inanıyorum.Bence henüz olmamış olayları düşünerek ona tedbirler üretmek yerine sakin bir biçim de olayları analiz ederek,sorunu anlamak asıl olandır bence.Yani sorunu ve onun kaynağını tam olarak anladıktan sonra önce kendi sonra da diğer insanların yaşadığı deneyimlere başvurmak gerek diye düşünüyorum.Aslında bizim yaşadığımız sorunlar ne ilk ne de son,bizden önce de birileri aynı sorunlarla boğuştu zaten.O halde onların bu sorunlarla başa çıkma yöntemleri bizim de işlerimizi kolaylaştırabilir sanırım.Eğer yararlanılmayacaksa ve ders alınmayacaksa deneyimler ve tarih ne işe yarar ki?
nihat demirkol: yazının özünü ve önerilerini çok güzel bir şekilde ortaya koymuşun susuzbalık…
çok teşekkürler!
Yorum Yazın
İzin Verilen Bazı HTML Kodları:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>
Trackback this post | Subscribe to the comments via RSS Feed