Yaşasın Günah!
Mayıs 20th, 2008
Yazının Yer Aldığı Kategori: Ayrıntı, Din
Günaha Övgü
Büyük günahlar/hatalar, insanı büyük doğrulara götürebilir… Bir bakıma doğrularımızın büyüklüğü ve sağlamlığı, günah ve hatalarımızın büyüklüğü ile doğru orantılıdır; büyümemizi, günah ve hatalarımıza borçluyuz…
Günah, bizi varoluş basamaklarını tırmanmaya iten itici bir güç ve bize doğruyu -zıttını- işaret eden kutsal bir parmaktır…
İyi ki günah işleyebiliyoruz; Yaşasın günah!
Hz Muhammed : Eğer günah işlemeseydiniz Allah sizi yok eder, yerinize günah işleyen bir topluluk getirirdi (Müslim’den)
Bir insanı rezil ve de zelil eden -küçük veya büyük- günah işlemesi değil, günahının/hatasının farkında olmaması veya farkında olup da yaptıklarının sonuçlarını kucaklamayıp, günah ve hatalarından tevbe etmeyip; bu duygu ve düşüncelerle acıdan/bedelden kaçarak kendini başka günahların/hataların kucağına bırakmasıdır…
Süleyman Çelebi: Her nefeste eyledik yüzbin günah, bir günaha etmedik hiç bir gün ah.
Mademdir ki günahın varlığı insanın varoluşsal gelişiminde bu kadar önemlidir… O halde Yüce Yaratıcı’nın önümüze koyduğu yükselme basamaklarında daha ileri taşınabilmek için günaha girmeyi, hata yapmayı göze alabilmeliyiz… Günaha girmekten korkar, mevcut halimizi koruyup sevap davranış, hal ve ortamlarının güven verici alanında huzurlu bir şekilde yaşamayı tercih edersek; oluşumuza ve başka insanların ve toplumun tekamülüne nasıl katkıda bulunup büyür ve büyütebiliriz…
Kierkegaard: Ebedî hayat bir ödüldür ki, onu ancak her şeyi, hem de mutlak olarak riske atanlar elde eder.
Benzer İçerikte Yazılar:
günahlarımdan doğdum ben arttıkça sayısı doğruların hayat adaletlidir
pişman değilim; taammüden yaptım

15 Yorum Yapıldı Siz de yorumlayın
1. E. Ali&hellip | Mayıs 21st, 2008 at 2:50 am
Günah işlediği için eziklik duyan, tövbe eden, hatasını telafiye çalışan tekamül eder yükselir, günah işlemediği için övünen kişi geriler.
İkincisinde benlik var deniyor. Aslında birincisinde de var. İkisi de “ben” diyor. İşin sırrı başka. Birincisi Allahın karşısında ben diyor, aczini kusrunu idrak ediyor. Af diliyor. Allahı yüceltiyor. ikincisi kendisine ve insanlara karşı ben diyor. Kendisini görüyor kendisini yüceltiyor.
Acaba bunun tersi de mümkün değil mi? Günah işliyorum tövbe ediyorum diye sevinip tekamül ettiğini düşünen, kendisini bu yönüyle diğer insanlardan imtiyazlı gören kişi aslında ilerlemiyor bilakis geriliyor, günah işlemeyip enerjisini zamanını devamlı hayır işlerinde koşuşturmaya sarf eden, şükreden, günah işliyormuş gibi Allahın huzurunda eziklip duyan, yine de kusurlarının bağışlanmasını isteyen insan elbette yükseliyordur.
Çok ince meseleler.
Sözlerinizden bir de şunu hatırladım:
Risale-i Nur’da okumuştum, aklımda kaldığı şeklince: Aslında Şeytan iyidir. Şeytanın ve nefsin varlığı tekamül için gereklidir. Onlar olmasaydı insanın mücahede edeceği bir şey olamaz, tekamülü gerçekleşemez. ama bunların sayesinde insan mücadele ede ede yükselir, meleklerin makamını dahi geride bırakabilir.
nihat demirkol: az günah işlemesi bir kişiyi başkalarının ve Allah’ın gözünde -daha- değerli yapar mı?
çok ve de büyük günahlar işlemiş -ama bu günahlarının kendisini büyütmek için kullanabilmiş- bir kişi, çok az günah işlemiş kişiden daha değerli ve basamak olarak daha ilerde değil midir?
günahtan kaçınmak ve kendini hep doğru/sevap hallerde tutmaya çalışmak da -bir yerde- günah mıdır?
……………………
günahlarından faydalanarak ve sevap davranışlarını çoğaltarak basamak atlayan kişiyi bekleyen en önemli günah herhalde firavunlaşması ya da kibir tehlikesidir… bu öyle büyük ve içinden çıkılması güç bir günahtır ki; bunun her zaman farkında olarak ve yüreğimizi yoklayarak ilerlemek lazım…
—————-
Bir kere ilk insan’ın ilahi huzurdan, ihtiyaçsız ve mutlu ortamından kovulmasının nedeni günah işlemesidir ve onun yeniden o ilk mükemmel halini yakalayabilmesi gerekmektedir… yeniden mükemmeliyete ulaşmanın yolu da, kendisine doğruları gösterip, doğrunun varlığını vurgulayacak yanlışları da görmesi ve yaşamasıdır; bu da en genel adlandırılması ile GÜNAH’tır… yani günah -son derece- gerekli ve önemlidir… ve senin de dediğin gibi Ali, günahı temsil eden şeytan ın varlığı da gereklidir ve bu açıdan şeytan -aslında- iyidir…
2. guner&hellip | Mayıs 21st, 2008 at 5:12 am
kınadığımız şeyler mutlaka döner bize
nihat demirkol: acaba içten kınama ile yüze karşı veya gıyabında kınama arasında -günah açısından- nasıl/ bir fark var..?
3. Arzu-hal&hellip | Mayıs 21st, 2008 at 9:02 am
Hiç günah işlememiş olmak bir kul için zaten imkansız. Eğer bir peygamber değilse. ” Benim ne günahım var” demek en büyük günahtır aslında. Ama gelişmek ve yükselmek için illa günah işlemek de gerekmez. Kişi günahlardan sakınarak yükselebilir ancak. Peygamberlerin günahları yoktur ve herkesden üstündürler. Yani günah işleyip sonra pişman olarak tevbe etmek dereceyi yükselten birşey değil kesin olarak. Ama Hz. Ömer (r.a.) Peygamberimizi (s.a.v.) öldürme kastıyla giderken, tevbe etti ve müslüman oldu. Onun da derecesine, bugün doğduğundan beri müslüman olan ve belki 7 yaşından beri namaz kılan, oruç tutan insanlar ulaşamayacak. Kısacası hiçbir şeyin kesin sınırları yok. Allah’ın lütfuyla bir yerlere geliniyor, bizim yaptıklarımızla değil. Cennet’ e dahi girecek olanlar kendi amelleriyle değil, O’nun lütfuyla girecek.
nihat demirkol: işlenmiş günahlar -nasıl olsa işlendi- bir basamak olarak kullanılabilir doğruya ulaşmak için… bu açıdan -günah işlemek değil asla ama- günah, zaten Allah tarafından boşuna yaratılmış değil…
Allah elbette ki günah işleyin demez kimsye… dolayısı ile bizler de diyemeyiz… ama işlenmiş bir günahı, tevbe ederek, kendimizi terbiye etmek için kullanabiliriz… (bu yükselişin de Allah katında bir kabulü ve anlamı olur mu onu da ancak Allah bilir tabii…) kullanmalıyız da; herhalde kimse de bu nüansı, günah işlemek için fırsat olarak kullanmaz…
————
“Allah’ın lütfuyla bir yerlere geliniyor, bizim yaptıklarımızla değil.” demişiniz… evet, doğru ama Allah lütfunu -daha çok- kimlere gösterecek; herhalde ki varoluşuna, kendi aklını ve özgür iradesini sağlam bir şekilde etki ettirene.. yani Allah’a yardım edene (ayet) Buna rağmen asla yetmez kurtuluş için ve Allah kendi lütfu ve merhamet ve rahmeti ile kurtuluşa erdirir kulunu…
demek oluyor ki, Allah’ın lütfu burda tamamlayıcı bir rol oynuyor… biz kendi kurtuluş mücadelemizi vereceğiz, Allah da lütfu ile eksiklerimizi (belki az belki çok) tamalayacak!
4. Arzu-hal&hellip | Mayıs 22nd, 2008 at 8:28 am
http://arzu-hal.blogspot.com/2008/01/herey-onun-rahmetiyle-olmaktadr.html
Şu yazıyı hatırlarsınız belki.
nihat demirkol: yazıyı okudum şimdi…
ama en azından Allah’ın nimetlerinin bir kısmını hak edelim de mi; hiçbir şey yapmadan rahmetini ummaktansa, bir şeyler yaparak umu içinde olalım; böylesi bir kul için daha şerefli… elbette ki hiçbir şey yetmez O’nun nimetlerini karşılamaya ama, bu çalışıp çabalamamıza da engel değil… kimbilir belki tek bir günde bile yazıdaki kişinin beş yüz senelik ibadetinin yarattığı bir göz nimetine karşılık gelen etkiyi elde edebiliriz Allah’ın hoşuna giderek… Belki de bu zamana kadar çok az kişinin yakaladığı -üzerimizdeki ödülü çok büyük olan- bir sevap nüansını yakalar ve yaparız… bir yandan da ne yaparsak yapalım yaptıklarımızla Allah’ın rahmetine her zaman ihtiyacımız olduğunun farkında olarak…
5. HErgunSince1983&hellip | Mayıs 22nd, 2008 at 11:38 pm
Abicim naptınız ya!! Arzu-hal ablamın blogundaki yorumunuzdan sitenize girdim. Okuldan geldiğimden beri uyuycam dememe rağmen sitenize takıldım kaldım. 2 saattir dolaşıyorum sitenizde. Yapacağım sınav sorularını bile hazırlayamadım! İlk yazılarınıza biraz bakayım dedim kafam karmakarışık oldu. (olumsuz yönde değil ama) Yazılar hakkında kafamda birçok yorum oluştuğu için bu karmaşa. Kelimelere dökmek istediğim onca güzel şey vardı aslında. Neyse, Allah’a emanet olun. Heralde bütün yazıları ve yorumları okurum haftasonu.
nihat demirkol: o yorumum üzerine çeşitli arkadaşlar bana karşılık vermişler… bu yüzden oraya ayrı bir yorum daha ekleyeceğim; inşallah kendimi bu sefer tam ifade edebilirim…
bu arada -birçok yazısını buraya henüz taşıyamadığım- diğer bloğuma da bakabilirsin; arkadaş listemin en başında yer alan linke tıklayarak!
teşekkürler!
6. E. Ali&hellip | Mayıs 23rd, 2008 at 2:57 am
Abdulkadir Geylani’nin bir sözü vardı aynen aklıma gelmiyor:
Küçük bir günahını küçük ve önemsiz gören kişi böylece o günahı büyük günahlar derecesine yükseltir.. gibiydi.
Yani takva yoksa kişi itikat meselelerinde kayba uğrar. Takva ise sadece şundan bundan kaçınmaktan ibaret değil.. Vicdanını, aklını, Allah rızasını her zaman ön planda tutarak hareket etmek gibi bir şey. Bilinçaltını yenip üst şuuru ile hareket etmek, farkındalık meseleleri de dahil.
Hiç günah işlememeye çalışmanın kişiden kişiye değişen sebepleri olabilir. Kişilerin niyetlerine göre bunlar değerlendirilecektir herhalde.
Mevlana “Sende aşk yoksa bari hizmetten ibadetten geri kalma …” diyor.
Bir şeyh efendi müridine sormuş: Önce Allah mı seni sever önce sen mi Allah’ı seversin?
Mürit cevaplayamamış.
Şeyhin cevabı:
Kul Allah yolunda hizmet eder. Allahın sevgisini kazanır. Bu gerçekleşince kulda Allah sevgisi hasıl olur. Yani bu sevgide öncelik Allah’tadır.
Günah işlememe hırsı, sevap hırsı, tekamül hırsı kişiyi şaşırtır. Allahın razı olduğu işlere karşı kişiyi kör edebilir.
Akrabası hasta, ziyarete gitmesi gerek. Yolda günah işler diye vazgeçiyor.
Birisine acil yardım etmek gerek. Adam nafile namazını bırakmak istemiyor. Önce onu yapmayı tercih ediyor.
Kardeşi veya komşusu veya bir akrabası para bulamıyor ki hastasını tedavi ettirebilsin. Adamın parası var, hacca gitmek için biriktirmiş. Onları o halde bırakıp hacca gidiyor.
Gerekli doğru bilgileri edinmek, hak ve hakikat bilgileriyle uğraşmak lazım. İlimsiz yola çıkanın yanlışları çok olur. İnsan din adına dinden çıkabilir. Bütün bu hırslarda olduğu gibi.
Başka bir yönden:
Nakşibendilikte “terki dünya, terki ukba, terki hestî, terki terk” düsturu vardır.
Bütün kayıtlardan arınmalı, terk etme, arınma kaydından dahi arınmalı.
7. Nihat Demirkol&hellip | Mayıs 23rd, 2008 at 10:53 am
E.Ali:
Günahın Önemsizi:
son aylarda yürüttüğüm mücahade çalışmalarının ilginç bir sonucu oldu Ali; uzak ve yakın geçmişte içine düştüğüm (ü düşündüğüm) hata ve günahlar (ın en küçüğü bile) gözümde o kadar büyümeye ve bu yüzden kendimi o kadar parçalamaya, suçlamaya başladım ki… Hayır yani, herhangi birine anlatsam “sen de buna hata, günah mı diyorsun” diyecek ve gülecek belki de bana ama ufacık günah ve hatalarım bana çok büyük gözükmeye başladı gözüme…
Günahı küçük ve önemsiz görmek, evet, insanı yerinde saydıracak başka bir günah davranış… (sanırım) Antikçağ düşünürlerinden birinin söylediği bir söz var: bir kelebeğin kanat sesinin bile kosmos da bir etkisi vardır… O halde nasıl olur da (küçük dediğimiz) bir günahın, ilahi kurguya etki etmeyeceğini ve o etkisinin önemsiz olduğunu varsayabiliriz…
Allah Sevgisi:
Hani hatırlarsan -yakın- bir yazımda inanınca görmeye başladığımızı söylemiştim; inanmak için görmeyi bekleyenleri de vurgulayarak…
Allah sevgisinde de durum böyle; Kul Allah’ a inanır, onun yolunda hizmet eder ve Allah da onu sever… Ve kulda da -dediğin gibi- Allah sevgisi oluşur… Bu sevme işi -insan açısından- tersten işliyor yani…
Hem mantıken de bu böyle; iman ve onun yolunda hizmet etmeden (ki böylelikle O’ndan sana doğru akan nura/enerjiye/sevgiye sahip oluyorsun) nasıl olur da sevebilirsin; sevebilmen için içine girmen lazım… (koşullu veya koşulsuz) içine girmeden ne inanman ne de O’nu ve O’na ait şeyleri sevebilmen ve güzelliklerini farkedebilmen imkansız…
Terk Meselesi:
Bu çok zor; bir şeyi terk ettiğini zannettiğin anda, farkında bile olmadığın başka bir günaha dalıveriyorsun… “Yokluk Tacı” nı başımıza geçirmek ve gerek maddi gerekse de manevi boyutta gerçek bir terk üzeri yaşamak… ııhhh!
Bir insan düşün; evladı üzerinde yaptığı hataların farkına varıyor… bu hatalarından dolayı pişmanlık duyuyor ve Allah’a sığınıp tevbe ediyor… Sonrasında ise o insan, bu hatalarının farkında olmaktan, -edebileceği kadarı ile- hatalarını telafi etmekten, daha doğru davranışlar sergilemekten, tevbe etmekten dolayı da Allah’ın gözünde daha bir değer kazandığını düşünmekten -kibir, böbürlenme gibi- hasta duyguların içine dalıveriyor… Sonra bunun farkına da varıp düzeltmesi ile de bitmiyor her şey; bu sefer de -çoğu zaman farkına varmadan- başka -terketmesi gereken- alanın içine sığııveriyor…
Bu yüzden sürekli yüreğimizi yoklamak ve yanlışı hissettiğimizde, anında tedbiri almak lazım… Yine -belki de- bu yüzden kazanmamız gereken en önemli beceri, içimizden geçenleri farketme becerisidir… İçini yoklamayan ve yokladığında da -olan- bir şeyleri göremeyen insan bu terk işinde başarılı olamaz!
not:
cevap yazacağım dediğin yorumuna cevap yazamadım… aradan zaman geçince hem üşendim hem de düşüncelerim dağıldı… kalsın artık; sen de kusura bakma Ali!
8. E. Ali&hellip | Mayıs 23rd, 2008 at 5:30 pm
Zaman zaman gaflete düşeriz; bu gaflet ise genellikle “üst şuurumuz ile hareket edebilmemizin bazı sebeplerden dolayı sekteye uğraması, tamamıyla bilinçaltımızın otomatik davranışlarını sergilememizdir.”
Her günahın kişiye sarhoşluk vermesi (gaflete sokması) vardır. Mevlana diyor ki “o sarhoşlukların insana etkisi şarabın ettiği türden olsaydı sokakta bir ayık kişi bulamazdın.”
Hal böyle ise, günahlardan kaçınmak gerek, her gece ciddi bir konsantrasyonla günün muhasebesini yapmak, yaparken notlar alıp istemeden veya kasıtlı olarak yaptığımız hataları ertesi gün elden geldiğince telafi etmeye çalışmak gerekiyor. Sık sık Allahın çeşitli sıfatlarıyla Allaha sığınarak tövbe etmek, pişmanlığı dile getirmek gerekiyor.
Bir gıybeti dinlemek bile ciddi anlamda günaha girmiş olmak için yeterli. Gıybet türü yazılar da öyle; gıybet gıybettir; tedbir açısından okunacaksa veya dinlenecekse o başka.
Yani sadece gıybet günahını düşünelim: Kaçmamız çok zor. Ben her gün evdekilerin gıybet etmesine engel olmaya çalışıyorken bazen kendimi gıybet ediyor buluyorum!
İslami kaynaklar dışındaki bilgilere de başvurmanız güzel bir şey. Bir hadis var: “Hikmet müminin kayıp malıdır. Onu nerede bulursa alsın.”
Nakşibend Hz.nin aktardığım sözü hakkında:
Tarikat düsturlarındandır. Herkes için değil. Kim bilir hangi mertebede devreye sokulmalı. Rehber şart. Bir tarikata bağlı olmak iki çeşittir: 1- Tarikatın mürşidine sadece biat etmiş olmak. 2- Biatın yanı sıra mürşitten tarikat dersleri alıp titizlikle devam etmek. İşte o terk meseleleri bu ikinci guruptakiler içindir. Çünkü Nakşibendilikte herkese tarikat dersi verilmez. Bunun için kişinin çok iyi derecede İslami bilgileri olmalı, bildiğiyle amel edebilen vasfı olmalı, bilgili, görgülü, aklı başında bir insan olmalı. Üzerinde kul hakkı olmamalı. Kazaya kalmış namazı , orucu olmamalı. Tarikat dersleri çok ciddi bir çalışmadır. Amaç o derslere devam eden kişinin de zamanla mürşit olabilmesidir.
Günümüzde dersler neredeyse her isteyene veriliyor. Zamanımızın bir Nakşibendi şeyhi (şu an hayatta değil) demiş ki biz bunu veriyoruz ama bir yere varamayacaklarını biliyoruz. Zaman çok kötü. İsteyenleri tarikat derslerine kabul etmemiz çocukları şeker ile çikolata ile avutmak gibidir.. şimdi esas görevimiz iman kurtarmak..
Söz konusu terk olaylarını yapamasak da en temizi şu: Bildiklerimizi en temiz şekilde uygulamak. Allah biz kullarına vaad etmiş: Bildiklerimizle amel edersek bilmediklerimizi öğretecektir. Bu galiba Kuran’da ayet ile sabittir. Şimdi hatırlayamadım.
Kul yeter ki Allaha kul olmakta samimi olsun; yollar çok. Allah Kerim.
Cevap yazmaya vakit bulamadığınız yorumum hakkında:
Ben zaten bütün bu konulara çok yakında kendi blogumda değineceğim. O zaman orada o yorumumdaki konuya değinirim siz de eğer gerekli görürseniz oraya yorum yazarsınız.
nihat demirkol: Ali lütfen aç şu yeni bloğunu; o kadar dolusun ki bu tür konularda, yazık etme kendine ve senin bu yönünden faydalanacaklara
Söylediklerinden şimdilik birine -kısaca- değinmek istiyorum:
Günahtan Kaçınmak:
Ben bunda biraz tuhaflık seziyorum… Günah tan kaçınmak çaba gerektiren bir şey ve içine çaba giren şey de insanı yorar ve kaçtığın şey de seni kovalar; zihninde hep yer tutar… Nasıl ki namaz kılarken, zihnine üşüşüveren şeyleri kovmaya çalıştıkça daha daha gelmeye başlarlar ve aslında onları kovmak için çaba sarfetmektense, namazın içinde kalmaya ve kendini Allah’ın huzuruna çıkmış hissetmeye çalışmak, senden aklına üşüşen düşünceleri uzaklaştırırsa, günahtan kaçmaktansa diyorum, günah ın dışında kalan kısmı sevmek, zihnini ve kalbini oraya kilitlemek, içini onlarla doldurmak daha mantıklı… zaten için günah/gereksiz olmayan şeylerin yarattığı huzur ve anlamla dolunca, günah da kendine yer bulamayacaktır… (bilmem doğrumu düşünüyorum)
Çok çok teşekkürler!
9. miray&hellip | Mayıs 23rd, 2008 at 8:51 pm
Hz Muhammed : Eğer günah işlemeseydiniz Allah sizi yok eder, yerinize günah işleyen bir topluluk getirirdi (Müslim’den)
Yazında güzel bir noktaya değinmişin. Yalnız;
Acaba yazdığın bu hadis gerçekten sahih mi?
İlk kez duydum da onun için sorayım dedim.
Gerçi Müslim’den demişin. Oda var.
Neyse googleye sorayım bakalım (:
nihat demirkol: okuduğum bir kitap ta (ki yazarı bildik ve önemli/güvenilir bir isim) bu hadis, Müslim’den diye gösteriliyordu…
Teşekkürler miray!
10. Berceste&hellip | Mayıs 23rd, 2008 at 11:46 pm
Gerçekten çok güzel bir beyin fırtınası yapmışsınız. Gönlünüze sağlık.
Ayrıca kısa bir ekleme :
“Hayat ölene dek arayış içerisinde geçer.”
Selam ile.
nihat demirkol: hayatta olmanın anlamı ve amacı bu değil midir zaten? eğer yaşıyorsak/hayatta isek, hayatta olmamızı gerektiren bir şeyler vardır halâ… Peşinden koşmamız gereken bir hedef, yontmamız gereken bir fazlalığımız, tamamlamamız gereken bir eksiğimiz… VEya başkalarının hayatına sunmamız bir katkı…
Teşekkkürler Berceste!
11. E. Ali&hellip | Mayıs 25th, 2008 at 8:37 pm
- Günahların verdiği gaflet veya bir tür sarhoşluk başka günahlara girilmesine sebep oluyor. Bazen bir günah çok büyük bir pişmanlık getirip büyük bir uyanışa da sebep olabilir. Günahların bazen böyle bir yönü de olabiliyor: Ne gafleti! Tam uyanma dahi getirebilir. Ama gaflet vermesi açısından düşünülüp elbette kaçınmak gerekir. Tabi her şeyden önce Allah rızası, kul olma bilinci gözetilmeli. Günahtan kaçmak nasıl uygulanıyor burası önemli. Kilo sorunu ile mücadele ile kıyaslarsak: Kilo almamak için yemek yememek mantıklı bir yol değil. İnsan neden kilo alıyor önce bunu tespit etmeli. Sonra onun üstünde durmalı. Kilo almamak için yemeklerden kaçmak insana yemekleri daha fazla cazip kılar. Günahların temel içgüdülerden kaynaklanan kısmı ile savaşımda bu örnekteki gibi gerekli bilgi, akıl ve mantık ile insan kendi mücadelesinin nasıl olacağını belirlemeli. Bilenlere danışmalı.
Diğer günahlarla mücadele daha kolay olabilir. Bazen insan bilgi, tefekkür, çalışmak gibi faaliyetlerle çok şeyi yenebilir. Faydalı bir meşguliyet bulursan zararlı bir meşguliyetten kurtulursun… gibi.
- Namazda konsantrasyon bozukluğu meselesi ile ilgili bir fikrim:
Namaz “meditasyon” gibi değerlendirilmeye çalışılırsa konsantrasyon sorunu çıkabilir. Bu da bahsettiğiniz “kaçılan şeyin etkisinde olmak”tır. Ama söylenen her sözün anlamı düşünülürse, o konulara ilgi yöneltilirse pek sorun çıkmaz. İnsanın bazı hedefleri olacak. Kurandan konu ile ilgili ayetleri bulacak öğrenecek. Namazlarını o ayetleri okuyarak kılacak. Sahabeler, namaz kılarken okudukları ayetleri nasıl okuyor nasıl düşünüyordu.. Bizim gibi değildi herhalde.
- O bahsettiğim blog meselesi çok gecikti ama böylesi daha hayırlı oldu. Herkese hitap edebilen bir yönü veya yönleri olacak şimdi.
12. Arzu-hal&hellip | Mayıs 30th, 2008 at 2:28 pm
Hz Muhammed : Eğer günah işlemeseydiniz Allah sizi yok eder, yerinize günah işleyen bir topluluk getirirdi (Müslim’den)
Ben böyle bir hadis olduğundan pek emin değilim.
“Canım elinde olan Allaha yemin ederim ki, eğer siz günah işlemeseydiniz, Allah sizi yok eder, yerinize günah işleyip TEVBE EDEN , Allah’ın da bağışladığı başka bir toplum getirirdi.”
Yani tevbe etmek esas. Yoksa günah işlemek değil.
nihat demirkol: ben zaten o hadisten (sadece) günah işlemenin esas olduğu anlamını çıkarmadım ama o şekilde anlayan var mı bilmiyorum… günah varsa, illa ki tevbe vardır/olmalıdır!
ikincisi, benim okuduğum kitapta hadis o şekilde aktarılmıştı; kaynakta gösterilerek… önemli bir isim olduğu için tutup başka bir kaynaktan da doğruluğunu araştırmadım; dediğiniz şekilde de olabilir!
**Kur’an’ı Anlamaya Doğru/10. Baskı/Sayfa 91, 146/ Yaşar Nuri Öztürk
13. Arzu-hal&hellip | Mayıs 30th, 2008 at 10:33 pm
Ben o kişiye pek güvenmem. Kur’an-ı Kerim’de tesettür farz olduğu halde kendi hanımı açıktı. Şimdi ne durumdadır bilmiyorum. Ayrıca kendisi açık olarak ve abdestsiz namaz kılınabileceğini falan savunan biriydi. Televizyonda duymuştum, kaç sene önce.
14. Arzu-hal&hellip | Mayıs 31st, 2008 at 7:31 am
“günah varsa, illa ki tevbe vardır/olmalıdır!” demişsiniz.
Hayır bu şart değildir. Dünya yaratıldığından beri pek çok kafir gelip geçmiştir. Bunlar birgün bile tevbe etmeden ölüp gitmiştir. Günümüzde de Allah’a inanmayan insanlar var. Allah’a inanmamak en büyük günah. Bu insanların tevbe etmek akıllarına geliyor mudur sizce? Eğer tevbe etmiş olsalar hallerinden belli olur. Tevbe etmek için önce pişman olmak lazım. Tekrar aynı günahları işlememeye gayret lazım.
Çok mu uzattım?
Ama bu konu biraz tehlikeli o yüzden.
nihat demirkol: “günah varsa, tevbe de vardır/olmalıdır” derken sadece inananları/imanı olanları düşündüm valla; Allah inancı olmayanları hiç dikkate almadım… Onları da işin içine katınca, evet, ettiğim söz yanlış…
Hem, imanlı bir insanın tevbe etmesi gibi olmasa da, (Allah’a) inanmayan insanların da hata ve günahlarından dolayı pişmanlık duyup bunları telafi yoluna gitmediklerini söyleyemeyiz… gerçi Allah’a tevbe ve yakarışta bulunmakla kıyaslandığında nasıl bir yere ve öneme sahip olur bu pişmanlık ve telafi bilemem…
15. FZ&hellip | Temmuz 1st, 2008 at 10:42 pm
Keşke hiç işlemeseydik…İlk zamanlardaki kadar acı da vermez oluyor yavaş yavaş… Ağlayamıyor bile insan günahlarıana alıştıkça
Tövbe ederken bile ilk zamanlardaki gibi ağlayamıyor…
Yorum Yazın
İzin Verilen Bazı HTML Kodları:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>
Trackback this post | Subscribe to the comments via RSS Feed